Baskın Oran: “Adı Önemli Değil; Ermeni Medeniyeti Yok Edildi”

Baskın Oran: “Adı Önemli Değil; Ermeni Medeniyeti Yok Edildi”

by -
5 4480
Want create site? With Free visual composer you can do it easy.
BASKIN ORAN: “ADI ÖNEMLİ DEĞİL; ERMENİ MEDENİYETİ YOK EDİLDİ”

Ermeni trajedisi üzerinden tam yüz yıl geçti. Hemen her sene olduğu gibi bu sene de aylar öncesinden başlayan tartışmalar, 24 Nisan günü ABD Devlet Başkanı tarafından yapılacak açıklamaya, daha doğrusu, yaşananları “soykırım” olarak niteleyip nitelemeyeceği noktasında düğümlendi kaldı. Barack Obama “Soykırım” değil, Aralık 2008’de bizde yayınlanmış olan “Ermenilerden Özür Kampanyası”ndaki gibi , Ermenice Büyük Felaket demek olan “Meds Yeghern” ifadesini kullandı. Ermeni Diasporası Obama’ya karşı tepkili, umutlarını önümüzdeki seneye sakladı. Türkiye ise durumdan şimdilik memnun. Muhtemelen önümüzdeki sene  bir kez daha karşılıklı kulis çalışmaları yapılacak ve gözler başkanın iki dudağı arasından çıkacak söze dikilecek: “Ermeni Cephesi”nde yeni bir şey yok.

Yüzüncü senesinde Ermeni Meselesi konusunda; azınlıklar, milliyetçilik, dış politika alanlarında yaptığı çalışmalar ve resmî söylemden sıyrılmış görüşleriyle tanınan, SBF’nin (Mülkiye) emekli uluslararası ilişkiler profesörü Baskın Oran konu hakkındaki değerlendirmelerini Hocam Gazetesi’ne anlattı:

Ermeni Sorunu – Kökenleri Üzerine

Bu mesele, öyle kısaca anlatılabilecek bir mesele değil. Kısa anlatılan önemli meseleler yanlış anlaşılır. Ama yine de çok kabaca konuşalım.

Türkiye, bu konuyu bilmek bakımından ikiye ayrılır: Ankara’nın doğusu ve batısı. Ankara’nın doğusu meseleyi iyi bilir, fakat konuşmaz, konuşursa “Ermeniler bizi öldürdü” der. Çünkü halk daha doğrusu ağalar, beyler Ermeni malları üzerine oturmuşlardır, oturduğu ev Ermeni evidir. Hakkari’deki köylünün İzmir’den haberi yok, haritada olsa gösteremez, niye İzmir’e Yunan çıktı diye silaha sarılsın? Sarılır, çünkü Ankara’nın başlattığı hareket başarısız olsaydı Ermeniler dönüp mallarını isteyecekti.

Ankara’nın batısı hiç bilmez, daha doğrusu mekteplerde kulağından akıtılan cehaleti bilir. Mesela ben İzmirliyim, 30 yaşımdan sonra duydum böyle bir şey olduğunu, 40 yaşımdan sonra da öğrendim. Cahil bırakılma ve yanlış bilgilerle doldurulma söz konusudur. Dolayısıyla bu iş çok derine inen bir olay.

1847 ve 1859

1847’den beri mevcut bir sorun bu; 1915 sadece zirvedir. Bu tarihte Kürtlerin isyan eden başlıca lideri Bedirhan Bey yenildi ve Girit’e sürüldü. O zamana kadar sorun yoktu çünkü Anadolu Ermenileri Kürt Beylerine her yıl haraç vermek suretiyle üretim, ticaret, tarım faaliyetlerine devam  ederlerdi. Biz de Ermenilere “Millet-i Sadıka” derdik. (“Sadık” kelimesinin nasıl katı bir Müslüman-Hıristiyan hiyerarşisi yansıttığına dikkat.) 1847’de Kürtler başsız kalıp kaosa düşünce,  her yıl altın yumurtlayan tavuğu kesmeye başladı. Bu Ermeniler için birinci felaket.

İkinci felaket; 1859’da Şeyh Şamil’in Güney Kafkasya’da Ruslara yenilmesi üzerine Güney Kafkasya haklarının Anadolu’ya perperişan fakat örgütlü ve silahlı olarak gelmeleri ve de karın doyurmak için en iyi yöntemi Ermenileri gasp etmekte bulmaları. Üstelik, Ortodokslar (Ruslar) tarafından perişan edilmiş insanlar bunlar.

Ermeniler bu durumda İstanbul’a müracaat ettiler. İki yere: 1) Saray; 2)  Osmanlı’ya tamamen entegre olmuş İstanbul Ermenileri; yani Patrikhane ve “Amira” yani aristokrat, burjuva Ermeniler. (Çünkü Ermeni deyince birbirinden 180 derece farklı iki tür Ermeni var: Gönenç içindeki İstanbul Ermenisi ve Doğu Anadolu’da başının çaresine bakmak zorunda olan Anadolu Ermenisi).

İstanbul Ermenileri bu şikayetleri püskürttü çünkü onlar için şikayet edenler Ermeni değil köylü ve dağlıydı; rahatları bozuluyordu. Saray da püskürttü bunları, çünkü 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat fermanlarıyla Gayrimüslimler eşit sayılınca Müslümanlar çok öfkelenmişti, onları (Kürtleri) daha da kızdırmayı göze alamazdı.

96636

Hrant Dink: “Batıya Güvenmeyin, Bu İş Türklerle Konuşulur”

İki taraftan da püskürtülünce Ermeniler nefsi müdafaa zorunda kaldılar. Ama bir Müslüman okyanusunda Hıristiyan katresi ne kadar kendini koruyabilirse, o kadar. Üstelik gayrimüslimlerin silah taşımaları en azından fiilen yasak.

Aslında bu arada Vanlı Hırimyan patrik seçilmiş ve Patrikhane Doğu Ermenilerinin şikayetlerine kulak vermeye başlamışt ama artık çok geç. Çünkü:

1) Avrupa devletlerinin 1774’ten beri talep ettiği reformları Osmanlı sürekli kulakardı etti. Mesela 1878 Ayastefanos Md. 16 Babıali’nin o yörelerde Ermenilerin güvenliğini Kürtler ve Çerkeslere karşı koruyacağını ve bu konuda Rusya’ya periyodik raporlar vereceğini söylüyordu. B. Britanya derhal devreye girerek antlaşmayı kadük etti ve onun yerine 1878 Berlin Antlaşması Md. 61’i getirdi. Aynı madde, sadece raporlar Rusya’ya değil Büyük Devletlere (pratikte B. Britanya’ya) verilecekti.

Osmanlı hiçbir reformu katiyen uygulamadı.

2)  Bu durumda, yurt dışında okumaya gitmiş Ermeni gençleri dönüp 1885-90 arasında ihtilalci partiler (özellikle, Hınçak ve Taşnak) kurdular ve nefsi müdafaanın mümkün olmadığı Doğu Anadolu’ya  Bulgar Modeli’ni uygulamaya kalktılar. Yani, Batı’nın dikkatini çekebilmek için Müslüman köylerine baskınlar düzenlediler. Fakat büyük bir hesap hatasıydı. (Hrant, bunları çok anlattı insanlara: “Batıya güvenmeyin” diye). Çünkü Bulgaristan Avrupa’nın dibindeydi ama Doğu Anadolu Allah’ın unuttuğu yerdeydi.

3) 1890 gelip çatmıştı. Bu tarihte Sultan Abdülhamit’in büyük ve Sünni Kürt aşiretlerinden Hamidiye Alayları’nı kurması üzerine olay tamamen değişti. Müslüman-Ermeni cemaat çatışmasından Devlet-Ermeni cemaat olayına dönüştü. Esas katliamlar bundan sonradır.

Reformu reddetmenin fiyatı: 1914 Yeniköy Antlaşması

Osmanlı reform yapmaya yanaşmayınca, kendi sonunu hazırlamış oldu. Şöyle ki:

Şark Meselesi artık Ermeni Meselesi’ne dönüşmüştü ve Rusya’yı ancak B. Britanya’nın gücü durdurabiliyordu. Ama 1871’den sonra Almanya çıkınca, onunla başedebilmek için Rusya’nın elini serbest bıraktı. Ve Osmanlı, tüylerini diken diken eden 8 Şubat 1914 Yeniköy Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı. 1915’e gidişin başlangıcı budur.

Yeniköy Antlaşması Osmanlı için tam bir felaketti:

1) Rus sınırından başlayarak, Sivas dahil bugünkü Anadolu’nun üçte birinden fazlası (yani Ermenilerin esas olarak yaşadıkları bölge) “umumi müfettiş” adı altında iki Avrupalı genel valinin yönetimine bırakılıyordu. Bunların yetkileri fevkalade genişti; yargıçları, polisleri, jandarmaları tayin ve görevden almaya kadar.Tam bir devlet içinde devlet.

2) Daha vahimi, Berlin Antlaşması Md. 61’den Şekil 1’e, yani Ayastefanos Md. 16’da dönülmüştü: “Moskof”a sorumluluk.

İşte Osmanlı (daha doğrusu, İttihat ve Terakki), kendi yarattığı bu ortamda tek kurtuluş yolunu, neferine çarık alacak hali olmadığı halde, savaşa girmek olarak gördü: Kısa vadeli amaç: Genel valilerden kurtulmak. Orta vadeli amaç: Ermeni meselesinden kurtulmak. Uzun vadeli amaç: Şark Meselesi’nden kurtulmak. Sonuç malum: Sevr ve dağılma.

Anadolu’daki en büyük medeniyet olan Ermeni medeniyetinin yok edilmesi de bu panik içinde oldu.

Tehcir: Ölüm Yürüyüşü

Bu ortamda Talat Paşa ve ekibi Ermenilerin tehciri kararını verdi. Ermeni tehciri demek Ermenilerin kıyımı kararı demektir aynı zamanda. Çünkü bu insanlar çoğunlukla yürütülerek kafileler halinde Suriye’ye doğru göçürüldüler. Bazılarına, “beş saate hazırlan, yola çıkıyorsunuz” dediler. Bazılarına, “iki hafta içinde çıkıyorsunuz” dediler. Bazılarını önce Konya’ya, sonra güneye Der Zor’a gönderdiler.

Yani merkezi planlanmış bir olay yok. Ama, Tehcir ölüm yürüyüşü demekti. Bu insanlar evlerinden çıkıp sadece paralarını yanlarına aldılar. Yanında altınla parayla yürüyeni ne yaparlar Allah’ın dağında? Üstelik Kürtler 93 savaşından (1878) beri fevkalade sefil durumda. Mesela ben “M.K Adlı Çocuğun Tehcir Anıları” diye bir kitap yayınladım. Manuel Kırkyaşaryan adlı Adanalı bir Ermeni çocuğun anılarıdır. Manuel, Sidney’de ölümünden bir süre önce odaya çekilip teype bildiği en iyi dille, Türkçeyle anılarını okumuş (bunu da CD halinde kitapla birlikte verdim). Bu çocuk dokuz yaşındayken tehcire uğruyor. Anası yanında intihar ediyor. Babası dövülerek öldürülüyor. Yolun çeşitli yerlerinde üç kere Kürt çocukları  “soyun” diyorlar bu çocuğa. İnsanın aklına kötü şey geliyor. Ama olay başka: Kürt çocukları o paçavraları alıp hemen üstlerine giyiniyorlar; o kadar sefil durumdalar. Dolayısıyla bu insanların oralardan kafileler halinde geçerken önce soyulması sonra öldürülmesi Allah’ın emri. 1915-1916’da olanlar budur.

baskin_oran_3

Soykırım mı? Kıyım mı?

Bu terim meselesinden hiç hoşlanmıyorum. Ben “soykırım” terimini kullanmıyorum. Bunu kullanmayanlardan çok farklı nedenlerle.

Bir kere, 1915’te yapılanın bütün korkunçluğunu görüyorum ve söylüyorum. Devletin kendi vatandaşını farklı olduğu için öldürmesi, sebebi ne olursa olsun, tam bir rezalettir ve bizim dedelerimiz bunu yapmışlardır.

İkincisi, yok efendim isyan etmişler, yok efendim Ruslarla birleşip arkadan vurmuşlar, böyle cehalet ve vicdansızlıklarla işim olamaz.

Üçüncüsü, bazıları gibi hukuki dallara tutunmuyorum: 1948 Soykırım Sözleşmesi’nin geriye yürümediği, 1915’in bir uluslararası mahkeme tarafından soykırım ilan edilmediği, vs. Olaydaki hukuku bilmek lazım, ama 1915 canavarlarını temize çıkarmak için bunu kullanmaya kalkmak tam bir vicdansızlıktır. Vicdan ve ahlak diye bir şey var! O tarihte 2.000.000’a yakın olan Ermeniler bugün 60.000’e indi. Almanya’ya çalışmaya mı gitti bunlar?

1948 Sözleşmesi’nin 2. maddesinde beş tane şart var. Bunlardan tek bir tanesinin gerçekleşmesi halinde eğer “amaç” (intent) etnik, ırksal, dilsel ve dinsel bir grubun kısmen veya tamamen ortadan kaldırılması ise, soykırım oluyor. Bu beş şarttan dördü 1915’te mevcut.

Ama bu “intent” burada benim kafamda hiç net değil. Bu rezalet 1914 Yeniköy’e kadar yoktu; onun yarattığı panik içinde oldu kanaatindeyim. 1915 olayı tam bir merdiven olayıdır. Adım adım tırmanır, son basamağı 1914 Yeniköy’dür. Nazilerinki dümdüz bir olaydır.

Onun için, yüz yıllık Anadolu terimi olan “Ermeni Kıyımı” terimini kullanıyorum. Ermeni olayına soykırım diyeceksek Yahudi olayına ne diyeceğiz? Yahudi soykırımı 1920’lerden itibaren Nazi partisi tarafından milim milim planlanmaya başlandı, 1933’te Nazi Partisi iktidara geldikten sonra da bu insanlar sırf Yahudi olduğu için yok etme başladı, 1945’e kadar.   1915’te “sırf Ermeni oldukları için” öldürülme durumu yok. İttihatçıların kendi yarattıkları dağılma durumunu önleme çabasının yarattığı bir insanlık suçu var.

Vicdan yarasıdır

İttihat ve Terakki’de bu insanları “sırf Ermeni oldukları için” öldürmek isteyen yok muydu? Vardı tabii. İttihatçıların gizli örgütü (bugünkü MİT’in dedesi) Teşkilat-ı Mahsusa içinde bir çekirdek vardı. Dr. Nazım, Diyarbakır’da Vali Reşit, Dr. Bahattin Şakir gibileri -bu kelimeyi az kullanırım- kelimenin tam anlamıyla faşisttiler. Bunlar tehcirden yararlanarak Anadolu’da etno-dinsel temizliğe giriştiler. Bu tehciri soykırıma çevirmeye çalıştılar. Bunlardan bir kısmı İstanbul işgali üzerine Ankara’ya kaçtı. Anadolu hareketi de adam yokluğundan bunları kabul etti ve bunları önemli yerlere getirdi. Dışişleri bakanı, TBMM başkanı, içişleri bakanı yaptı. Bir vicdan yarasıdır. Cılk yaradır.

Kendi ayağımıza sıktık

1915-16 olaylarına isim verme kavgasına sinir oluyorum. Bak, görüyor musun, tek bir kelimeyle ne kadar vakit kaybettik? Böyle bir insanlık olayı tek bir kelimenin boyunduruğuna nasıl girmiş durumda! Anadolu’nun en önemli medeniyetini yok etmişiz; ne önemi var isminin ne olduğunun?

Sadece 800.000 – 1.000.000 arası insan ölmüş, tamamı binlerce yıllık yurdundan edilmiş. Koskoca bir medeniyet. 2.500 kilise, 451 manastır, 1.996 okul, 173.000 öğrenci.  Harput’ta Ermeni tiyatrosu 1880’de açılıyor (Atatürk doğmadan bir yıl önce), 1890’da da teşkilatlı fotoğraf stüdyosu. Bugün var mı tiyatro ve stüdyo Anadolu’da? Devlet tiyatrosu ve sünnet-düğün fotoğrafçıları vardır. Biz böyle bir medeniyeti yok ettik. Edince de, kendi ayağımıza sıktık. Türkiye’nin sanayileşmesi en az yarım asır  ertelendi. Çünkü yok ettiklerimiz Anadolu’nun girişimcileriydi, burjuvalarıydı. Esas üretici sınıf Ermenilerdi. Müslümanlar yiyici sınıftı.

54353c82cecfbe1578206090

 AP Kararları

Türkiye’nin sembolü ayyıldız değil devekuşu olduğu için, Ermeni Meselesi konusunda biz bundan önce aynı konuda dört Avrupa Parlamentosu kararı çıktığını hatırlamıyoruz. Oysa 1987, 2000, 2002, 2005 tarihlerinde AP bugünkü kararlar çıkmıştı.

1987’de şunları söylüyordu AP: Osmanlı Devleti’nin 1915’te yaptığı, 1948 Soykırımı Önleme Sözleşmesi’ne göre soykırımdır. Fakat, Türkiye Cumhuriyeti bundan siyasal, hukuksal ve maddi olarak sorumlu tutulamaz. Eğer Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı döneminde yapılan bu soykırımı tanımazsa, bu, Türkiye’nin AB’ye yapılan başvurusunun ele alınmasında “aşılamaz bir engel” oluşturur.

2000’de:: AP Türkiye’yi soykırımı açıkça tanımaya çağırır ve 1915 Ermeni Soykırımı konusunda çok kültürlü bir uluslarası tarih komitesi kurmayı önerir.

Şubat 2002’de 1987’deki karar tekrar edildi.

2005 yılında AP Türkiye’yi soykırımı tanımaya çağırdı ve “Türkiye’nin soykırımı tanıması AB’ye girmesinin ön koşuludur” dedi.

Bu seferki 15 Nisan 2015 AP kararı, 1987 kararını tekrar ediyor. Diyor ki, “1915’in, 1948 Sözleşmesinde sözü edildiği gibi bir soykırım olduğunu ilan eder, soykırımı ve bütün insanlığa karşı suçları kınar ve bu suçları inkar etmeyi de ciddi bir teessüfle karşılar”.

Bunun ardından AP’nin birtakım açıklamaları gözardı etmediği de görülüyor: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Başbakan Davutoğlu’nun Ermeni konusunda yaptıkları üzüntülerini bildirme deklarasyonlarını doğru bulduğumuzu sevinçle ifade ederiz. Bunun yanı sıra Türkiye’nin bu çizgide devam ederek arşivleri açmasını, geçmişiyle yüzleşmesini, Ermeni Soykırımı’nı tanımasını, Türk ve Ermeni halkları arasında gerçek bir uzlaşma sağlanmasını temenni ederiz.”

Netice-i Kelam

Reform yapmayan başına bela alır, dağılır. Hangi dönemde olursa olsun. Kürt meselesi için, Ermeni için, Bask için Ira için… Olayın anahtar kavramı reformdur. İşte Osmanlı İmparatorluğu reform yapmadı, 1918’de dağıldı.

Bugün Ermeni meselesinin en az iki boyutu var: Hukuki ve ahlaki boyutlar. Hukuki boyut bakımından Türkiye şimdilik zor durumda değil; ileride ne olur bilinemez.

Ama ahlaki bakımdan çok çok zor durumda. Her yıl ABD başkanının iki dudağının arasına bakıp titriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti kendini durmadan aşağılatıyor.  Öyle sıkıştırıldığı için, mahkemeye verildiği için, Obama soykırım dediği-demediği için değil. Bunlar laf-ı güzaf. Boş laf. Reform yapmadığı için. Türkiye kendisi bir bildiri yayınlayıp birtakım şeyleri bizzat söylemezse bir gün çok daha vahimini söylemeye mecbur edilecektir:

“1) Osmanlı dağılırken Ermeni vatandaşlara yapılanları Türkiye Cumhuriyeti şiddetle kınar, Ermenilerin acılarını paylaşır;

“2) Tarihsel gerçekleri bunca zamandır gizlediği için özür diler;

“3) Osmanlı-Türkiye kökenli Ermenileri TC vatandaşlığına davet eder;

“4) Hak sahiplerine mallarının hakkaniyet ve imkanlar dahilinde tazmin edileceğini açıklar.”

 

 

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Benzer Yazılar

0 38

0 66

0 4879

0 447

5 Yorumlar

  1. Sayın hocam, sizin de çok iyi bildiği gibi Fransızca ‘appeler un chat par un chat’ denir. Önemli olan, açık ve doğru olarak gerçek isimle/sıfatla ifade edilmeli. « La fonction d’un écrivain est d’appeler un chat un chat. Si les mots sont malades, c’est à nous de les guérir. Au lieu de cela, beaucoup vivent de cette maladie. » – Jean-Paul Sartre

  2. Bu cahil profesor Ermeni propagandasina teslim olmus. Ermeniler (veya kulturu) yok edildi diyecegine Ermenilerin 1862 den beri yaptiklari isyanlara (Nalbandian), 1878 den beri yaptiklari ihanetlere (McCarthy), 1882 den beri yapatiklari terorizme (Gurun) bir baksa ya… haydi diyeli mesgul, ya da okumayi sevmiyor, veya yanlislarinin bulunmasina icerliyor. O zaman su tek kare fotografa bir baksa ya bu kalin kafali profesor: http://www.ethocide.com. Bu fotograf, tum Ermeni soylemini yerle bir ediyor. 1906 da Bulgaristan;da kurulan Ermeni Askeri Akademisi ve buradaki ogrenciler… Hepsi uniformali, ve elerinde Rus yapimi Mosin tufekler… Bunlar piknik mi yapiyordu? Bunlarin kestikleri Turkleri neden hesaba katmazsiniz? Tarih dedigin sey oyle 1915 de zirt diye piyasaya cikar mi? Sizde hic utanma arlanma yokmu sayin profesor?

    • Sayin Ergun,baskin hoca 1915 evvelsini anlatmis.Yazinin tumunu okumadan zart zirt bir yazi ele almissiniz.Bir yazinin tumunu okumadan yirtik dondan çikma egiliminde olan bir kisi olarak hocayi da cahillikle itham ediyorsunuz.Sizin memlekette sizden daha cahil olan var mi acaba.

  3. Yok devenin nalı!

    1) Osmanlının 600 yıl boyunca, milli eğitim bakanlığı, maliye bakanlığı sadık millet ermenilerin denetiminde değilmiydi?

    Andoluya 3500 civarında ermeni kilisesi yaptırmışlar ve her kilisenin de bir ilkokulu vardır. İsmet inönü ise ilk okulunu malatya ermeni kilisesinde bitirmiştir.

    Osmanlı devletinin berlin, londra, paris, viyana, moskova elçileri türkce bilmiyordu.

    Sonra osmanlu devleti denen harem oğlanlarının yönetiminde türkce bir maraba diliydi.

    Zavallı türkmenler bu dili konuşuyor, onbeşine gelen balalar cepheden cepheye göderilerek 600 yıl sonunda anadoluda ancak 13milyon kişi olabiliyordu. Sürekli bu insan kıyımının bir sebebi vardır.

    600 yıl içinde türkce bir ilk okul açılmışmıdır? Kuran kursları açılmış, rum ermeni yahudi hattatlar istanbulda kuranı elle yazıp türkmenlere satmışlardır.
    Yahudiler, ermeniler, rumlar 200 yıl boyunca matbaayı kullanmışlar ama türkmenlere, gavur icadı olduğu için yasak etmişlerdir.

    Sadece Fatihin anası ermeni babası türkmen olup, dğer hiç bir padişah türkmen değildir. Hepsi harem oğlanlarıdır, kanuniler, yavuzlar, beyazıtlar, 4.mehmetler. Bir çok padişahında saf ermeni olduğunu söyleyen ermeniler vardır.

    2) Siyonistler tevrata göre;
    kızıldenizle fırat arasında birde hitit ülkesinde bir israil devleti kurmayı dörtbinbeşyüz yıl boyunca akıllarından hiç çıkarmamışlardır.

    Bu konuyu, atom bombasının icadında katkısı olduğu için büyük şeytanlardan biri olan ayınştayın da itiraf etmektedir.

    Dünya siyonistler birliği 1904 yılında;
    theodor herzyl başkanlığında bir heyeti istanbula göndermişlerdir.
    Heyet tevratta belirtilen topraklarda değil de kenan illerinde filistinde bir israil devleti kurulması için osmanlı yönetiminden olur istemiştir.

    Bu konuda ayınştayın:
    -Son yüzyıl içinde, dostluk, insan hakları ve demokrasi gibi kavramlarla araplarla iyi geçinerek, onlardan çekirdek bir israil devletini kurabileceğimiz kadar bir toprağı satın aldık. Şimdi vatanımız var ama halkımız yok, diye yazmaktadır.
    Sonra avrupada oluşturulan yahudi düşmanlığının altında israile gönüllü göçün hazırlığı olasılığı vardır.

    Osmanlı devletinin yönetiminde bulunan ermeniler, siyonistlerin bu önerisini geri çevirmişlerdir:

    -Osmanlı toprakları içindeki halkların din ve dil özgürlükleri vardır. Bir israil devleti kurulamaz, demişlerdir.

    Bu durumu görüşen siyonistler cemiyeti;
    bir israilin kurulabilmesi için dört yüz yıldan beri çalışıyorlardı.
    Bunun için yunanistanda filiga adlı eşkiya örgütünü kurdurarak, yunan ve türkmen milleti arasına düşmanlık tohumları atarak başarı göstermişlerdi.

    Şimdi sıra ermeni ve türkmen toplumları arasına düşmanlık tohumları atılması gerikiyordu. Osmanlı devletini yöneten ermeni toplumu ile türkmen toplumunu birbirine düşürülmesi gerekti.

    Bunun için selanik 3. orduda görevli masonlar cemiyeti üyesi subaylara 1908 yılında istanbulda ihtilal yaptırıldı.
    İsrailin kuruluşuna karşı çıkan ermeni osmanlı memurları beyazit meydanında türkmen milleti adına astırıldı.

    Yunanistandaki filiga, bugünkü pkk gibi gibi, taşnaksut adlı eşkiya örgütü kurdurularak, türkmen ve ermeni toplumları arasına düşmanlık tohumları atılmıştır.
    Asıl amaç;
    israili kurabilmek için, osmanlı devletinin yıkılması gerekti.

    Bunun içinde iti ite boğdurma taktiğ gereği, osmanlı devletini oluşturan toplumları birbirine düşürmekdi.

    Büyük annem anlatırdı:
    -Ermeniler, ruslardan aldıkları silahlarla şu karşıdaki keriş tepesine bin kişilik bir ordu kurmuşlardı.
    -İlk gelen eşkiyalar keçileri alıp, gittiler. Aynı gece ikinci olarak gelen eşkiyalar koyunları alıp gittiler. Sonra gelenler ise, danaları, inekleri, öküzleri alıp gittiler.
    7. olarak gelen eşkiyaların alabilecekleri bir hayvan kalmamışdı.
    Çok kızdılar.
    Çanak, çömlek, yatağımı alıp gittiler.
    Çok korkmuştum.
    Ama hepsini af ettim.
    Irzıma tecavüz etmedikleri için.
    -Halbuki onlarla burada konu komşu olarak beraber kardeşcesine yaşıyorduk.
    -Rusyadan mektub almışlar. ‘ Türkmenlerin yediği darıdır. Öndekiler onbeşliler, arkadakiler karıdır. Siz ordan vurun biz burdan, türkmenler kalksın aradan’, yazıyormuş. Deden sarıkamışa gitmişti, dönemedi, diye anlatırdı.

    Evet, ermeni türkmen kürt olaylarının değişik yörelerde değişik örneklerini anlatanlara rastladım.

    Ama osmanlı denen devleti yöneten eşkiyalar hangi toplumlardan, kimlerdi?

    Nasıl oluyor da devlet kurumlarında tek türkmen kökenli memuru olmayan bir eşkiyalar yönetiminden türkmenler sorumlu tutuluyor?

    Hele hele bu suçlular, savcılar ve kadılar haçlı ordularının kurucularının torunlarıysalar al başına belayı.

    Dünyadaki tüm silah işletmeleri istisnasız kapatılacak ve dünyayı bin yıllardan beri yöneten bu eşkiyalar her ülkede kurulacak halk mahkemelerinde yargılanacaklardır. Biline

  4. Birçok alanda olduğu gibi Tarih alanında da bilimsel metodolojinin değil de kasten yaratılan siyasal paradigmanın üzerinden söylem yaratıldığını görüyoruz.Daha açıkça anlatmak gerekirse ”sol söylem” solculuğa, ”sağ söylem”(ya da Ermeni fenomeni konusunda hedef gösterilen Türk Milliyetçiliği’de diyebiliriz) sağa hizmet etmiyor.Bütün bu fayda sağlayan popülist söylemler küresel yayılmacılığın amaçlarına yatkın söylemler.Şöyleki; Bedirhan Bey’den bahseden Baskın Oran, misyonerleri tartaklayan Musa Bey’den bahsetmez.Batı arşivlerinde dile getirilen Kürtleri kışkırttmak amacıyla yarattıkları terör hareketlerinden bahsetmez.Ermeni Apostolik Kilisesi’nin nasıl Bizans tarafından ezildiği,Ruslar tarafından alaycı şekilde Gregoryen olarak adlandırıldığı ve Batılı Misyonerler tarafından ilkel bulunarak zaten Hıristiyan olan insanların Protestan ve Katolik olarak tekrar hıristiyanlaştırılmaya çalışıldığını Baskın Oran yazamaz. Devam edelim:
    Amerikalı Misyonerlerin uluslararası toplantılarında Misyonerliğin ülkelerine ekonomik bir pazar yarattığı vurgusu ifade edilmez.200.000 kişiyle Osmanlı ordusuna karşı savaşan Taşnaksutyun’un gönüllü ordusunun 1917 devriminin hemen akabinde İngilizlerin desteğiyle Bolşeviklere karşı savaştıkları, 1921 de Bolşeviklerin Ermenistan’ı ele geçirmeleriyle yakaladıkları tüm Taşnak Partisi üyelerinin öldürdüklerini de Baskın Oran yazamaz.
    Daha verebileceğim binlerce örnek var. Neden mi bu kadar çok bilgiye sahibim ?
    Çünkü herhangi bir sivil toplum görünümünde ki kuruluşlar ya da devlet tarafından deslenenen biri değilim. Kitap okuyorum. Binlerce yayın taradım.Binlerce fotoğraf. Soykırım var ve ya soykırım yok diyebilmek için Kürt,Türk,Ermeni,Sağcı,Solcu vs. kimliğinin arkasına saklanmadan sadece bilimsel tarih metodolojisini örnek aldım.

Bir Cevap Yazın