Gerçekten onurlu ve doğru muydu? Yoksa başka bir yolu var mıydı?

Want create site? With Free visual composer you can do it easy.

Kit Harington’ı depresif ve siyahlara bürünmüş bir halde görmeye alışmışlar için oldukça farklı bir film “Testament of Youth (Gençlik Ahdı)”. Alicia Vikander’in başrolde olduğu ve James Kent’in yönettiği, Vera Brittain (Alicia Vikander) adlı İngiliz yazarın otobiyografisinden uyarlanmış filmde Birinci Dünya Savaşı’nın patlak verdiği bir zamanda amaçlarına ulaşmaya çalışan bir kadının ve savaşa yolladığı üç önemli kişinin hikayesi anlatılıyor.

Vera, Oxford Üniversitesi’nde okumayı isteyen, evlenmeyeceğini söyleyen birisidir. Babası ise kendine eş bulmanın yolunun bu olmadığını söyleyerek bu isteğe karşı gelir. Tatilde kardeşi Edward’ın (Taron Egerton) arkadaşları Victor (Colin Morgan) ve Roland’ın (Kit Harington) Brittain’in evine gelmesiyle, Vera bu üç erkekle arkadaşlığını ilerletir. Bir kadın olduğu için herkes kendisine ve amaçlarına karşı gelirken Roland, Vera’ya “yazması gerektiğini” söyleyen ilk kişi olur ve ikili bir birlikteliğe başlar. Vera Oxford’a kabul edilir ve dördü de Oxford’da okuduğu günleri hayal ederken Birleşik Krallık, Almanya’ya savaş açar, hayatındaki bu üç önemli erkek de savaşa katılır. Vera, hiçbir şey yapmadan durmaya dayanamaz ve gönüllü hemşire olur.

Hikayenin bizi en çok umutlandıran kısımları en başı iken, bizi düşünmeye iten her şey Vera’nın hemşireliğiyle başlıyor. Kardeşi Edward’ın cepheye gitmesi konusunda babalarını birlikte ikna ettikten sonra cephede karşılaşmaları, Vera’nın Edward’ın hayatını yalnızca bir kere kurtarabilmesi seyirciye yapılan üçüncü darbe. İlk darbe, Victor’un önce cephede gözlerini kaybetmesiyle daha sonra ölümüyle geliyor. İkinci darbe, Roland’ın, tam da Vera ve Roland evlenecekken, ölüm haberinin gelmesi. Filmde ve Vera Brittain’in gerçek yaşamında kimse hayatta kalamıyor, Vera hariç.

Oxford’a geri dönen Vera’yı hayata bağlayan ise, kendisi gibi cephede hemşirelik etmiş bir öğrenciyle daha tanışması. Film boyunca Vera’nın, öğretmeni ile ilişkisi, Winifred ile arkadaşlığı sayesinde kadınların birbirine desteğini de görüyoruz. Ancak Vera’yı hayata bağlayan şey savaş karşıtı olması. Bütün bunların tekrar yaşanmasını engellemek için “savaşabilmesi”. (Savaş kelimesini bu kadar sık ve böyle farklı bağlamlarda kullanmamız da ilginç değil mi? Yazdıklarımı gözden geçirene kadar burada “savaşabilmesi” dediğimi fark etmemiştim.)

Filmin en vurucu sahnelerinden birisi de Vera’nın savaş tazminatları konusunda yapılan bir tartışmaya katılmasıyla bize kendini sunuyor. Hemşireliğinde bir süre Alman askerlerine bakan Vera, orada bir Alman askerinin ölüme giderken sevdiği kadından af dilemesini, bunu yaparken nasıl elini tuttuğunu söylüyor ve Almanların yaşadığı acıyla aynı acıyı yaşadıklarını anlatıyor bizlere. Arkada kalan kadınlara, annelere, kız kardeşlere seslenip kardeşini nasıl savaşa yollamak için babasıyla mücadele ettiğinden, çünkü bunun onurlu ve doğru olan şey olduğunu düşündüklerinden bahsediyor, kafasında tek soru ile: Gerçekten onurlu ve doğru muydu? Yoksa başka bir yolu var mıydı? Vera cesaret gösterip bunu soruyor. Bizlere de bu soruyu yöneltiyor.

Nefretten beslenen liderlerin yükseldiği, neredeyse dünya savaşlarının atmosferine yaklaştığımız bu günlerde Vera’nın sözlerine kulak vermemek mümkün değil. Oldukça içten ve seyirciye dokunan bir film olan ve oyunculuklarıyla olduğu kadar Max Richter tarafından yapılan film müzikleriyle seyirciyi çeken “Testament of Youth”, ne yazık ki bir o kadar da az değer görüyor. Yine de IMDB’de 7,3 ve Rotten Tomatoes’ta %83 puan alan film, belki de bağırmadan, sessizce bize savaşın korkunçluğunu hatırlattığı ve Vera Brittain gibi harika bir yazarı, hemşireyi ve feministi haber verdiği için konuşulmaya değer.

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

Yorum Yok

Bir Cevap Yazın