yaklaşık 6 dakika okuma süresi

“I’m sure those are not the right words,”

said poor Alice, and her eyes filled with tears again as she went on,

“I must be Mabel after all, and I shall have to go and live in that poky little house, and have next to no toys to play with, and oh! ever so many lessons to learn! No, I’ve made up my mind about it: if I’m Mabel, I’ll stay down here ! It’ll be no use for them to put their heads down and say, ‘Come up again, dear !’ I shall only look up and say, ‘Who am I then? Tell me that first, and then, if I like being that person, I’ll come up: if not, I’ll stay down here till I’m somebody else’—but, oh dear!”

cried Alice with a sudden burst of tears,

“I do wish they would put their heads down! I am so very tired of being all alone here!”

Lewis Carroll, Alice In Wonderland

Bundan yıllar önce insanlara “Sizce 21. yüzyılın beşte birini bitirirken insanlık sizce hangi noktada olacaktır?” diye sorulsaydı eminiz hiç kimsenin cevabı gerçekte bulunduğumuz durumun yanına dahi yaklaşmamış olurdu. Bugün itibariyle geride bıraktığımız 2020 yılında meydana gelen olaylar hepimizin hafızasına kazındı, bütün insanlığı etkileyen bu olaylar silsilesinden pek tabii ODTÜ de nasibini aldı. Geriye dönüp ODTÜ’de 2020 yılında neler yaşandığına bakmak isterseniz sizleri böyle alalım; zira biz bu yazıda geçtiğimiz seneye başka bir açıdan bakacağız.

Bu yıl bizler için kaybettiğimiz, kaçırdığımız, özlediğimiz, yaşayamadığımız, yarıda bıraktığımız veya hayalini kurduğumuz şeyler bütününden ibaretti. Dört duvar arasında benliğimizle baş başa kalıp düşündüklerimizi, “ODTÜ’de olsak ne yapıyorduk şimdi acaba?” sorusunun cevaplarını ve zamanın normal akışında yapıp değerinin farkında dahi olmadığımız şeyleri bu yazıda topladık. Umarız yeni gelen yıl bize bir öncekinde kaybettiklerimizi ve kaybetme şansı dahi bulamadıklarımızı fazlasıyla sunar, hepimize tekrar mutlu seneler.

Şenlik yapamadık. 15-18 Nisan tarihleri arasında gerçekleşmesi planlanan 34. ODTÜ Uluslararası Bahar Şenliği gerçekleştirilemedi. Malum virüs ilk yükselişe geçtiği zamanlar sorduğumuz “Ya acaba şenlik iptal olur mu?” sorusuna zaman, almaktan en çok korktuğumuz cevabı verdi. Umarız en kısa sürede en güzel baharlara ve şenliklerine…

English Proficiency Exam (EPE) yüz yüze olmadı. 3000’i aşkın hazırlık öğrencisinin merakla beklediği İngilizce Yeterlilik Sınavı yüz yüze değil, online olarak gerçekleşti. Kimi hazırlıkların okullar uzaktan eğitime geçmesine rağmen ders dahi işlemediği bir dönemin ardından yapılan sınavın etkilerini ENG101’den muaf olamayanlarda görmek gayet mümkün.

Çatı omleti yiyemedik. ODTÜ’lülerin vazgeçilmez omletini yılın ilk 3 ayı dışında hiç yiyemedik. Yeni gelenler de “Ooo abi baksana kiloyla satış yapıyormuş bu mekan, çok iyi!” diyemeden bir dönemin neredeyse sonuna geldiler. 

Mezuniyet Töreni gerçekleştirilemedi. Öğrencilerin en az 4-5 sene ağır uğraşlar sonucu almaya hak kazandıkları diplomalar için tören yapılamadı, pankartlar açılamadı. Yazın cübbeyle okula gidip Devrim’de fotoğraf çektiren mezunları görünce biz de onların üzüntüsünü hissettik, acılarına ortak olduk. Sonuç olarak ODTÜ 2020 mezunlarının boynu bükük kaldı.

Üçlü amfideki tanışma toplantılarına katılamadık. Bu sene ODTÜ’nün göz bebekleri olan topluluklarla (bkz. Medya) tanışmalarımız geleneksel yollarla olmadı. İlk hafta birinden çıkıp diğerine girdiğimiz, yemekhaneye asılan afişlerle ancak takip edebildiğimiz topluluk tanışmaları bu sene Zoom’da gerçekleşti.

Danışman onaylarını kanlı canlı yapamadık. Her dönem ders seçtikten sonra onay için danışmanlarımızın kapısına dayanıp bilgisayarlarına şifrelerimizi girmek için can atarken bu sene bu işlemi tek bir tıkla yapmak zorunda kaldık. Öyleyse düşünelim; madem bu işin böyle olmasının imkânı vardı neden bunca zaman bu kadar işi yüz yüze yaptık?

Hazırlıklar üst kattan gelen sandalye çekme seslerini duyup irkilmediler. Her hazırlık öğrencisinin, yani şey, 2020 öncesi, korkulu rüyası olan pop quizler bu sene maalesef yaşantımızda kendilerine yer bulamadılar. Bulsalardı da o sandalye çekme sesi eksik olacağından asla tam anlamıyla bir pop quiz olmayacaklardı.

Yemekhanede yılbaşı yemeği yiyemedik. Geçtiğimiz sene bir cuma günü yemekhaneye gidip girişteki balonları gören insanlar, bu sene yemekhanede o güzelim yemeği beraber yiyemediler. O güzel yemekler o güzel insanlara… Evet, maalesef korona.

Sınav haftalarında kütüphanede yer arayamadık. Sınav dönemlerinde kalabalığı, havasızlığı ve tuvalet sıraları ile meşhur olan kütüphanemizi bu sene yalnız, soğuk ve boş bıraktık. Kırmızı koltuklarda uyuklayamadık. Bunun yerine odamızda masamızı mesken tuttuk, lambanın ışığında ısındık ve yatağımızda kestirdik.

Matematik çimlerinde güneşlenemedik. Kütüphaneden on dakika kahve molası için indiğimiz ya da ders aralığımızda kendimizi attığımız Matematik çimlerinin yerini pofuduk aile evi koltukları aldı. Tabii bu sefer etrafımızda ODTÜ öğrencileri değil ailemiz vardı.

Kırmızı-sarı ring hattının güzergahlarını karıştıramadık. Nerede kırmızıdan sarıya ya da nerede sarıdan kırmızıya döndüğünü kavramakta zorluk yaşadığımız ringlerimizin içinde tüm okulu turlamak zorunda kalmadık. 

Sınavlarda önceki soruya dönemedik. Kim çıkıp “Öğrenciler önceki soruya dönemezse kopya çekilmez, adil bir sınav olur.” dedi? Ve ona neden inandılar? Dünya sınav tarihine geçecek bir karara imza atılıp ODTÜ’lü birçok hoca sınavlarda önceki soruya dönmemizi istemedi. Sonuç: Kopya çekmek isteyen yine kopyasını çekti, çekmem diyenler ise haksızlığa uğradı.

Hayvan dostlarımızın yanında olamadık. Zorlu bir sınavdan sonra, kütüphanede mola verdiğimizde ya da kampüste yürüyüş yaparken sevdiğimiz dostlarımızla bu sene vakit geçiremedik. Neyse ki ODTÜ Hayvan Dostları Topluluğu bizim yerimize de onlarla ilgilendi, beslemelerini yaptı ve sevgilerini bir an olsun esirgemedi. Bu vesileyle onlara da çok teşekkürler!

Geleneksel kartopu savaşı yapılamadı. Her yılın ilk kar’ı ile birlikte tüm yurtlardaki öğrencilerin Devrim’e akın etmesiyle başlayan ve birbirini tanıyan tanımayan onlarca öğrencinin hunharca birbirine saldırdığı (sadece karla değil) büyük kartopu savaşı bu sene yapılamadı. Her ne kadar bunun sebebini pandemi olarak düşünsek de, bu sene savaş yapılacak miktarda kar yağışı da olmadı.

via: Besim Can Zırh

Yaz okulunu kampüste yaşayamadık. Yazın herhangi bir dersle ilgilenmek her ne kadar zor olsa da, ODTÜ’nün en keyifli zamanlarından biridir yaz ayları. Özellikle hafta içi her yer çok tenhadır, hava nefistir… Orhan Veli görse tütüne de alışır, eve ekmekle tuz götürmeyi de unutur. Bizi bu güzel havalar mahvetti.

Merkez Çarşı’ya akın edemedik. İşçi Blokları’nın kalbi normal bir dönemde Merkez Çarşı’da atsa da bu yıl maalesef böyle olamadı. Cuma-cumartesi akşamları haftanın stresini atmak için Merkez Çarşı’da demlenemedik, havuz dersi sınavları sonrası sabahlara kadar kurtlarımızı dökemedik. Onun yerine Spotify’dan ODTÜ Medya Topluluğu playlistleri açarak odamızda dans hünerlerimizi sergilemekle yetindik. #EvdeKal

Eylemlerimizi rektörlük önünde gerçekleştiremedik. Yılın ilk çeyreği dışında protestolarımızı yan yana yürüyerek değil, sosyal medyada organize olarak gerçekleştirdik. Twitter’da yeri geldi #ODTÜBizleKararVer dedik, yeri geldi #ODTÜRengineKavuşsun diyerek sesimizi duyurduk.

Kampüsün tadını çıkaramadık. “Aldanma çocuksu mahsun yüzüne” dizesindeki mahsun yüz, Ankara’nın incisi, ODTÜ’lülerin gözbebeği; ODTÜ kampüsü, kampüsümüz… Bu sene hepimiz kampüsten uzaktık; Devrim’de “Tirbüşon var mı hocam?” diye sormak, Fizik çimlerinde uzanıp eş dostla sohbet etmek, Alle’de müzik dinleyerek yürümek, ormanın içinde yürüyüşe çıkmak, Gıda otoparkında oturup içmek bu sene şanslılarımız için gülümseyerek hatırladığımız anılardı, şanssızlarımız ise bunların hatırasına bile tutunamadılar. Kampüsten uzak geçirdiğimiz bu dönemde çok iyi anladık ki ODTÜ’yü çekilebilir kılan en önemli şey gerçekten kampüsüymüş.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here