Nesiller boyunca müzik üzerindeki etkisi devam eden ve post-rock türünün öncülerinden sayılan Joy Division, 1976’da Ian Curtis, Bernard Sumner, Peter Hook ve Stephen Morris tarafından kuruluyor. İsmini ise Nazi toplama kamplarında safkan bir nesil oluşturmak için zorla tutulan kadınların bulunduğu bölümden alarak bu uygulamaya ironi yapıyor.

1979’da Unknown Pleasures ve 1980’de Closer olmak üzere iki albüm yayımlayan grup, kendinden sonra kurulacak olan birçok gruba ilham verecekti. Müziğe apayrı bir bakış açısı katıp günümüzde kültleşen Joy Division, 23 yaşındaki solist Ian Curtis’in intihar etmesinin ardından dağılıyor. Albümlerinin üstünden yıllar geçmesine rağmen hala depresif sözlerine eşlik eden kaotik müzikleriyle, birçoğumuzun duygularına tercüman olmaya devam ediyorlar. 

Grubun ilk albümü Unknown Pleasures, ikonik albüm kapağını dönen bir nötron yıldızının radyo dalga grafiğinden alırken ismini ise hayatta henüz deneyimlemediğimiz ve saklı kalan hazlardan alıyor. Albüm başından sonuna kadar geçen sürede Ian Curtis’in, insanın ruhunu ele geçiren düşüncelerine dalmamıza ve oradan çıkamamamıza neden oluyor.

Albümün açılışını basın bateriye eşlik etmesiyle Disorder isimli parça yapıyor. Ian Curtis, bir epilepsi hastası olarak her şeyin kontrolü dışında ve çok daha hızlı gerçekleştiğini söylüyor. Hislerinin zayıflamasıyla birlikte insan olmanın zorlaşmasından bahsetse de her “I’ve got the spirit, but lose the feeling.” nidasında o hissi iliklerime kadar hissediyorum.

Ardından gelen Day of the Lords, zihinlerde savaşla birlikte gelen yıkımı canlandırıyor. Şarkı, doğru ve yanlıştan bihaber insanların, savaşın dehşetiyle yüz yüze gelince besledikleri umutları çaresizce yitirmelerine tanıklık ediyor. Ian Curtis, ne zaman değil nerede biteceğini soruyor. Şarkı doruk noktasına geldiğinde, son kez güçlü enstrümanlar eşliğinde “Where will it end?” diye haykırışında içindeki korkular ortaya saçılıyor.

Aynı tempoyla devam eden Candidate’yi dinlerken bu albümün memnuniyetsizlikler üzerine kurulu olduğuna emin oluyorum. Ian Curtis, karşısında birisiyle konuşuyormuşçasına hayatı sorguluyor. O bunu yaparken ben de düşünmeden edemiyorum. Sahi, kimin kurallarıyla yaşıyoruz böyle?

Birçok dinleyici için ayrı bir değere sahip olan Insight; artık ölümden korkmayan, hayattan yeni bir şey isteme arzusunu kaybetmiş bir adamın sözleri. Uzun bir sessizliğin ardından kasvetli bir şekilde gelen bateri ve gitar sesleri bu adamın hüznünü yansıtıyor. “Guess your dreams always end. They don’t rise up, just descend.” sözleri hayatın, bizim düşlediğimiz halinden çok daha farklı bir yola sapacağının işaretini veriyor adeta.

New Dawn Fades, Bernard Sumner’ın gitarının Peter Hook’un keder dolu bası üzerinde dans etmesiyle akıl almaz bir giriş yapıyor. Ian Curtis ise huzura erişebilmek için ölümün yeterli olmadığını “A loaded gun won’t set you free.” sözleriyle ifade ediyor.

Albümün en popüler şarkıların biri olan She’s Lost Control’u yazarken Ian Curtis’e ilham veren şey, epilepsi hastası bir kadının uykusunda kriz geçirerek trajik bir şekilde ölmesi olmuş. Kendisinin de aynı hastalıktan mustarip olması ve bazı konserlerde ataklar geçirmesi sözleri anlamlaştırıyor. Şarkının sonuna kadar duyulan bas riffleri ise şarkının atmosferini daha da derinleştirerek şarkıyı unutulmaz kılıyor.

Shadowplay’ı dinlerken mavinin siyaha dönüştüğü gökyüzü altında, uçsuz bucaksız bir yerde, insanlardan ziyade cevaplar arayan umutsuz bir adam canlanıyor gözümde. Sanki o adam, aradığı gerçeği ancak yalnız kaldığında buluyor ve şarkı sonsuzluk hissini barındıran bir gitar serenatı ile sona eriyor.

Albümün en güzel göndermesini Wilderness isimli şarkı yapıyor. Dünyanın her bir yanında insanların inançlarını sömüren ve doğruları kendi yanlışlarına çeviren dini örgütleri markajına alıyor. Şarkı, geçmişten günümüze gerçekler için direnen ve bu uğurda hapse atılan, zulüm gören, öldürülen tüm insanlara selam niteliğinde. “They had tears in their eyes.”  sözleri de bu insanların maruz kaldığı acıları gösteriyor.

Interzone bu albüme ait değilmiş gibi, dinlendiğinde albümün atmosferini bir anda değiştiriyor ve 60’ları hatırlatıyor. Müzikal açıdan albümün en sade şarkısı niteliğinde olan Interzone’de Ian Curtis’e ilk defa vokalde Peter Hook eşlik ediyor.

Albüm, kapanışını müzikal açıdan en tüyler ürpertici ve karanlık şarkısı I Remember Nothing ile yapıyor.. 19 yaşında yaptığı evlilikle dikkat çeken Ian Curtis, bu şarkısında eşiyle yabancılaşmasından bahsediyor. Sanatçının tüm albüm boyunca dile getirdiği dünyadan kopma isteği son bir kez burada da duyuluyor. “Get weak all the time. May just pass the time.” sözleriyle birlikte ona ölümü arzulatan süreci anlamaya çalışırken albüm sona eriyor, barındırdığı her bir duyguyu insanın içine işleyip düşüncelere gömerek…

4 YORUMLAR

  1. Harika bir albüm tanıtımı olmuş. Yorumuna ve anlatımına sağlık. Albümün beslendiği gerçekleri ve tarihsel açıları içimiz acıyarak okuduk.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here