Yoko Ono, 18 Şubat 1933 doğumlu Japon müzisyen, yönetmen, yazar, aktivist… Japonca ve İngilizce bolca eser vermiş başarılı bir sanatçı, dünya çapında ses getiren eylemlere imza atan bir barış aktivisti olsa da; ne yazık ki bugün insanlar onu daha ziyade The Beatles üyesi John Lennon’la 1969’dan 1980’e kadar süren evliliğiyle ve “The Beatles’ı dağıtan kadın” olmasıyla tanıyor. John Lennon’ın bir röportajda dediği gibi Ono, “en meşhur bilinmeyen sanatçı” unvanını gerçekten hak ediyor, hak etmediği bir şey var ki o da insanların ona karşı beslediği anlamsız nefret.

Yoko Ono ve John Lennon, 1966 yılının sonlarında Londra’da Yoko’nun bir sergisinde tanıştılar ve 1969 yılında birlikteliklerini evlilikle taçlandırdılar. O dönemlerde The Beatles kariyerinin zirvesindeydi ve bütün dünyayı kasıp kavuruyordu. Konserlere ara verip stüdyoya kapanan grubun müzikal açıdan elinde her imkan vardı ve en iyi eserlerini de 60’ların ikinci yarısında vermeye başlamışlardı. John Lennon böyle bir ortamda Yoko Ono ile tanışmıştı ve o günlerde aslında Cynthia Lennon ile evliydi. İlerleyen yıllarda eşinden ayrılıp hayatını Yoko ile birleştiren Lennon’ın bu kararını dünya şaşkınlıkla karşılamıştı; pek tanınmayan Asyalı “çirkin” bir kadın, İsa’dan daha büyük bir grubun en popüler üyesiyle birlikteydi, bu olacak iş miydi şimdi?

Yıl 1967 olduğunda The Beatles içinde ciddi sorunlar baş göstermeye başlamıştı; üyeler LSD kullanmaya başlamışlardı, kendi plak şirketleri Apple Records’ı kurmuşlardı ve menajerleri Brian Epstein’in ani ölümüyle sarsılmışlardı. İlerleyen yıllarda Beatle’lar arasındaki gerginlik ve görüş ayrılıkları da arttıkça grubun dağılması kaçınılmaz hale gelmişti. 1969 yılında Abbey Road yayınlandıktan sonra John Lennon sessizce gruptan ayrılmıştı bile ama insanların The Beatles’ın dağıldığını öğrenmesi Nisan 1970’te Paul McCartney’in gruptan ayrıldığını duyurmasıyla olmuştu. Grubun dağılmasının ardından biri günah keçisi ilan edilmişti: Yoko Ono.

Yoko Ono’nun John Lennon’u birçok yönden etkilediği çok açık ve netti, Lennon’ın yazdığı The Beatles şarkısı “Revolution 9”ın Yoko’nun avangard sanatından esinlendiğini görmemek imkansızdı, çift; 60’ların sonlarında birlikte ses getiren eylemler de düzenlemişlerdi, Aralık 1969’da Vietnam Savaşı’nı protesto etmek için dünyanın çeşitli yerlerindeki bilboardlara “War Is Over (If You Want It)” yazan ilanlar vermişlerdi. İkili zamanlarının çoğunu beraber geçiriyordu, hatta John Lennon stüdyoya hiçbir Beatle’ın eşini veya sevgilisini götürmemesine dair çok önceden kendisinin koyduğu kuralı ihlal ederek stüdyoya Yoko’yla gidiyordu. Yoko’nun Lennon’ın “kafasına girdiği” ve “onu gruptan ayrılmaya ikna ettiği”ne dair asılsız söylentiler de ağızdan ağıza yayılıyordu böylece. Ne var ki bunlar doğru değillerdi, Lennon’ın Yoko’yla olan ilişkisinin grup içi gerginliği arttırdığı su götürmez bir gerçek tabii ki ama Fab Four’un dağılması zaten kaçınılmazdı ve bunda Yoko’nun payı gerçekten azdı.

John Lennon 8 Aralık 1980’de New York’taki apartmanının önünde vurulduğunda yanında Yoko vardı. Yıllardır beraber olduğu, hayatını adadığı insanın sırtından dört kurşunla vurulmasına şahit olmuştu. Apar topar hastaneye kaldırılan Lennon’u kurtarmak için yapacak hiçbir şey olmadığı anında anlaşılmıştı; zira dört kurşunun dördü de onu kendi başına öldürmeye yeterliydi. Doktorlar Lennon’ın ölüm haberini Yoko’ya verdiklerinde Yoko ağlayarak doktorlara “Hayır, hayır, olamaz, lütfen doğru olmadığını söyleyin” diye yalvardıktan sonra onlardan istediği şey, Yoko çocuklarına anlatmadan önce Lennon’ın ölümünün duyurulmamasıydı.

Lennon öldürüldükten sonra Yoko ABD’deki bireysel silahlanma politikasını eleştiren eylemlerde bulundu. Lennon’la evliliklerinin 44. yıldönümünde Twitter hesabından John Lennon’ın öldürüldüğü anda taktığı gözlükleri paylaşan Yoko, tweetinde ABD’de 8 Aralık 1980’den bu yana 1,057,000 kişinin silahlarla öldürüldüğüne dikkat çekti.

Yoko Ono, hem kendi başına hem de John Lennon’la birlikte eserler verdi, albümler çıkardı, sergiler düzenledi, toplumsal sorunlara dikkat çekecek hareketler başlattı; kısacası hem sanatsal hem de politik açıdan oldukça aktif bir kişilik olarak hayatına devam etti.

Sanatın birçok dalıyla uğraşan Yoko Ono, en çok müzik alanındaki yapıtlarıyla tanınıyor. John Lennon’la çıkardığı eserler arasında Double Fantasy, Plastic Ono Band gibi dünya çapında başarıya ulaşan eserler bulunan Yoko Ono, kendi başına da albümler yayınlamıştır. 1981 yılında çıkardığı Season Of Glass adlı albümü Billboard 200 listesinde #49 numaraya kadar yükselerek ticari açıdan Yoko Ono’nun en başarılı albümü olmuştur. 60 ve 70’lerde Fluxus hareketiyle bağdaştırılan Yoko Ono’nun en meşhur eserlerinden biri de ilk kez 1964 yılında Tokyo’da sergilediği Cut Piece isimli eseridir. Cut Piece’te Yoko Ono sahnede bağdaş kurmuş oturur halde dururken seyirciler onun üstündeki kıyafetleri yavaşça keserler.

Bir röportajda Cut Piece eserini canlandırırken ne düşündüğü sorulduğunda Yoko Ono şöyle cevap vermiştir.

“Well, I just did it. I didn’t know it was going to be famous 30 years down the line or anything. I suppose I thought, “I should’ve put nicer clothes on!” But I didn’t have anything. They were the nicest.”

Ne yazık ki bunca eserine ve düşüncesine rağmen insanlar, Yoko Ono’yu “Yoko Ono” olarak görmeyi bir türlü başaramadılar, o hep “John Lennon’ın eşi Yoko Ono” olarak görüldü. Erkek egemen toplumda hali hazırda sanatçı kimliğiyle öne çıkması oldukça zorken bunun üstüne son derece haksız bir şekilde kazandığı “The Beatles’ı dağıtan kadın” ünüyle de sanatı hak ettiği değeri hiçbir zaman göremeyen sanatçılardan biri oldu. Dünya tarihindeki en ünlü kişilerden biri olmasına rağmen bu ününün nedeni albümleri ya da sergileri değil John Lennon’ın eşi olmasıydı; işte tam da bu nedenle John Lennon ona “en meşhur bilinmeyen sanatçı” demişti.

[…] suddenly people started to just look at me as Mrs. Lennon rather than anything else. I was suddenly a housewife! But, I mean, I can’t say it’s bad. Those are the things that happened, and I accept it. […]

Tek suçu John Lennon’a aşık olmak olan Yoko günümüzde bile sayısız nefret söylemine maruz kalıyor ama bu onu sanatını icra etmekten ve görüşlerini korkusuzca dillendirmekten alıkoymuyor.

“We are all dreamers creating the next world, the next beautiful world for ourselves and for our children.”

Kaynakça

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here