Ana SayfaÖne ÇıkanlarOnur Yaser Can’ın Ardından: 16 Yıldır Süren Adalet Mücadelesi

Onur Yaser Can’ın Ardından: 16 Yıldır Süren Adalet Mücadelesi

“Gözaltında çırılçıplak soyuldum. Duvara yaslanmamı söylediler… Bir süre çömeltilerek bekletildim. Bu süreçte ağlayan, polislere yalvaran bir kişinin sesi dinletildi, tokatlandım, sözlü olarak aşağılandım. Polislerden biri beni telefonla emniyete çağırdı ve önceki ifademden farklı bir ifade imzalattılar. Muhbirlik yapmam söylendi.”

Bu not, intiharından kısa bir süre önce karakolda neler yaşadığını anlatan Onur Yaser Can’a aitti. Arkadaşlarının ısrarıyla karakolda neler yaşadığını aktardığı bu notta; psikolojik ve fiziksel işkenceye, polislerin cinsel taciz ve aşağılamasına maruz kaldığından bahsediyordu.

Can, 2000 yılında bir derece öğrencisi olarak ODTÜ Mimarlık bölümüne yerleşti. Mezun olduktan sonra İstanbul’a taşındı, çalışmaya başladı. 2 Haziran 2010’da İstanbul Harbiye’de esrar satın aldığı iddiasıyla narkotik polisi tarafından gözaltına alındı. 

Onur, yazdığı notta anlattığına göre gözaltında psikolojik ve fiziksel işkenceye, karakoldaki polisler tarafından çıplak aramaya, cinsel tacize ve aşağılanmaya maruz kaldı; avukatsız bir şekilde ifade vermeye zorlandı. “Çıkış Doktor Raporu” da işkence şüphelisi polislerin yanında hukuk dışı bir şekilde düzenlendi. Rapor alındıktan sonra serbest bırakılması gerekirken narkotik şubeye geri götürüldü, bir buçuk saat boyunca kayıt dışı alıkonuldu. Serbest bırakılmasının ertesi günü polislerin telefonla araması ve tutanaklardaki “tarih hatasının düzeltilmesi” gerekçesiyle yeniden emniyete çağrıldı ve başkaları aleyhinde ifade vermeye zorlandı. Ne yazdığını bilmediği bir tutanağı imzalamaya zorlandı. 

20 gün boyunca bir grup polis tarafından takip edildi.

21. günün sonunda, ifadesi işkence altında iki kez alınmış olmasına rağmen polisler tarafından üçüncü kez emniyete çağrıldı. Yeniden polisin eline düşmek istemedi, 23 Haziran 2010’da odasının penceresinden çıplak bir şekilde atlayarak intihar etti. Odasının camından atladığında hâlâ hayattaydı, ancak ambulansın gecikmesi ve hastanede zamanında müdahalede bulunulmamasının ardından hayatını kaybetti. Henüz 28 yaşındaydı.

Tanımlarla Olayı Anlamak: Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve TCK  

10 Aralık 1984’de Türkiye’nin de imzacı olduğu “İşkence ve Diğer Zalimane Gayrıinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi” kapsamında hiç kimsenin işkence veya zalimane, gayrıinsani veya küçültücü muamele veya cezaya tabi tutulmaması gerektiği konusunda anlaşılmış ve “işkence” sözleşmenin birinci maddesinde şu şekilde tanımlamıştır: 

“Sözleşme amaçlarına göre, ‘işkence’ terimi, bir şahsa veya bir üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayrım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatıyla uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren bir fiil anlamına gelir. Bu yalnızca yasal müeyyidelerin uygulanmasından doğan, tabiatında olan veya arızi olarak husule gelen acı ve ızdırabı içermez.”  (İşkence ve Diğer Zalimane Gayrıinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Kısım I, Madde 1)

Birleşmiş Milletler’in tanımına göre Onur Yaser Can’ın yazdığı notta beyan ettiği olayların hepsi, uluslararası düzeyde işkencedir. Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesine göre bir kamu görevlisinin bireylere karşı işlediği sistematik belirli bir süreyi kapsayan, insan onuruyla bağdaşmayan davranışların karşılığı “işkence suçudur.” Kamu görevlisi tarafından uygulanan işkence sonucu/sonrası ölüm gerçekleşmişse fail ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılabilir. 

Ek olarak Onur’un ölümünden sorumlu polis memurlarının imzalı evrak olan ifadede yaptıkları değişiklikler TCK’nin 204. maddesi gereğince, “Resmi Belgede Sahtecilik Suçu” olarak kategorilendirilebilir. Aynı maddenin 2. bendine göre suçu işleyen kişi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına çarptırılır.

Senelerdir Süren Bir Adalet Mücadelesi

Oğullarının yaşamını yitirmesinin ardından Can ailesi adalet mücadelesine başladı. Savcılık, işkence iddialarına takipsizlik verdi ve polislere gözaltı evrakında sahtecilik yaptıkları gerekçesiyle 8 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi 15 Mayıs 2012’de 2 polis memurunu 2 yıl altışar ay hapis cezasına çarptırdı.

Karardan iki yıl sonra Onur Yaser’in annesi Hatice Can, oğlunun acısına daha fazla dayanamayarak 2 Mart 2014’te yaşamına son verdi. Baba Mevlüt Can da 8 Ekim 2019’da, 62 yaşında hayatını kaybetti. Aileden geriye tek kalan, Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can, duruşmada esasa karşı son savunmasında “Bir aile tek tek katledilmiştir. Ve bu adliye buna şahit olmuştur. Olaya şahit olan her polis, hem sahtecilikten hem de cinayetten sorumludur. Katilleri değil, katillerin yok ettiği ailelerden geriye kalanları korumanızı istiyorum.” dedi. 

Yargıtay 2019’da yerel mahkeme kararını usulden bozdu. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmalarda, Onur Yaser Can’ın emniyetteki görüntülerini içeren CD’nin kayıp olduğu ve görüntülerin bilirkişi Zafer Kökdemir tarafından “güvenlik” gerekçesiyle kırıldığı ortaya çıktı.

Mahkeme, bilirkişi Zafer Kökdemir ve polis memurlarının da aralarında bulunduğu beş kişi hakkında suç duyurusunda bulundu ancak İstanbul Valiliği soruşturma izni vermedi. İtiraz üzerine karar kaldırılınca dört polis ile bir bilirkişi “kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği, resmî belgeyi bozma, yok etme veya gizleme”, bir bilirkişi ise “gerçeğe aykırı bilirkişilik veya tercümanlık yapma, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği, resmî belgeyi bozma, yok etme veya gizleme” suçlarından Eylül 2022’de İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmaya başladı.

İki polis “resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçundan altı yıl hapis cezası alsa da İstinaf Mahkemesi, dosyayı “iyi hâl indirimi” uygulanması gerektiği gerekçesiyle bozdu. Bunun üzerine yargılama İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden başladı.

Ailenin avukatları, mahkemeden iyi hâl indirimi uygulanmamasını ve sanıklara üst sınırdan ceza verilmesini istedi. Ezgi Sevgi Can, “Yalan söylemeye devam ediyor bu sanıklar. Kamera kayıtları var ve bilirkişi raporu var, hala yalan söylüyorlar. Hiçbir şekilde pişmanlık göstermiyorlar.” diyerek iyi hal indirimine karşı çıktı. Savcı ise polisler için 13 yıla kadar hapis talep etti. Ancak mütalaada işkence iddiaları ve delillerin neden karartıldığına dair ayrıntılı bir değerlendirme yer almadı. Mahkeme, bilirkişi Zafer Kökdemir hakkında beraat kararı verirken işkence suçlamasına ilişkin hüküm kurmadı. 

Onur aramızdan ayrılalı neredeyse on altı yıl oldu. Ailesi ve sevdikleri, on altı yıldır adalet mücadelesini sürdürmeye devam ediyor. “Resmi belgeyi bozma ve yok etme” suçlarından 4 polisin yargılandığı davanın karar duruşması, 10 Nisan 10.30’da İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. 


Kaynakça:

onuryasercan.com, “Adalet Arama Süreci”

barandogan.av.tr, “İşkence Suçunun Cezası Nedir? (TCK 94)”

barandogan.av.tr, “TCK Madde 204 Resmi Belgede Sahtecilik Suçu”

ihd.org.tr, “İşkence ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi”

bianet.org, “Ezgi Sevgi Can: Bir Aile Tek Tek Katledildi”

t24.com.tr, “Onur Yaser Can Davasında Yine Karar Çıkmadı: Duruşma 10 Nisan’a Ertelendi


Editör: Ekin Demirkol

BENZER İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sponsor

Bu platform Nish Digital tarafından desteklenmektedir.

POPÜLER İÇERİKLER