Ana SayfaKültür - SanatAkşamın İnceliği ve Acıyla Barışmak: Vespertine & Vulnicura

Akşamın İnceliği ve Acıyla Barışmak: Vespertine & Vulnicura

Vespertine

“Through the warmthest cord of care / Your love was sent to me / I’m not sure what to do with it / Or where to put it” 1

Björk; beşinci albümü olan Vespertine’i bu mısralarla açmış, albüm boyunca inceleyeceği ana konunun yani aşkın temellerini oluşturmuştu. Sanatçı o dönem yaşadığı aşkı albüm boyunca incelemek adına yola çıkmış ama dinleyicisine aşkı anlattığı bir albümden daha fazlasını vermişti. Hem prodüksiyon hem de enstrümentalleriyle Björk’ün önceki albümlerinde bulduğu sesi kendi içinde tamamen değiştiren bu albüm, incelenen konunun sadece sanatını değil onu da nasıl değiştirdiğinin bir kanıtı olmuştur.

Vespertine kelime anlamı olarak akşam, akşam ile alakalı anlamına geliyor. Björk’ün albüme bu ismi vermesi de herhangi bir sebepten değil, albüm baştan sona kişiselliğiyle kalabalıklarda değil dinleyicilerini en özel alanlarına çekilip duygularıyla var olmaya davet ediyor. En hassas ve klişe kaçabilecek konular olan aşk, yakınlık, korku ve savunmasızlık hislerini sadece albümde işlemekle kalmıyor, dinleyicisini de kendi duygularıyla yüzleşmek için çağırıyor. Albümün yapılma aşamasında sahip olduğu isim Domestika aynı Vespertine gibi albümün gideceği yönün dinlemeden bir habercisi oluyor. İsminin anlamıyla özleşerek, albüm dinleyicisine ve belki de en önemlisi onu yaratan sanatçısına bir akşam kucağının sıcaklığını sunuyor.

Vespertine’nin açılış şarkısı olan Hidden Place sadece albümü açan herhangi bir şarkı değil aynı zamanda albümün kısa bir özeti olarak kendine yer buluyor. Şarkıda geçen en genel tema bir aşkın kırılganlığını anlayarak ona karşı duyulan çekingenlik ve utanç. Aşkı ve sevgiyi sadece arzulanacak bir şey olarak değil bazen de çekinilebilecek bir şey olarak sergiliyor fakat bu çekingeye rağmen aşıkların kendilerine kendileri tarafından yapılan bir diyarın şarkısı oluyor Hidden Place; sadece yaşanan aşkı değil onu yaşatan aşıkların da saklanabileceği gizli bir yerin anlatası olarak albüme giriş yapıyor.

Sadece albümde değil, Björk’ün kariyerinde de magnum opus kabul edilen Pagan Poetry adından çok uzak olmayan; şiirsel bir dilde yazılmış ve bilinmezliğin bir sözcüsü haline gelmiş bir şarkı. Şarkıda aşkın belirsizliği en çok vurgu yapılan temalardan ve bu belirsizliğe karşı en çok öne çıkan duygu korku ve çekince oluyor. El ele tutuşan bir çift eli benzersiz bir desene benzetilirken aynı zamanda aşkın yarattığı masalsı etkiyi bir pagan büyüsüne benzediyor. Şarkının finalinde tekrarladığı mısra olan “I love him”2 finalin devamında hem mısrlarla hem arka vokallerle bu sevgiden ne kadar çekindiğini vurguluyor, finalin içinde kendisini bu aşka teslim etme isteğini vurguluyor. Şarkının prodüksiyonu Björk’ün kendine has vokalleriyle birleşince ortaya sinematik bir anlatı çıkıyor ya da şarkının ismi gibi büyülü bir şiiri hayata geçiriyor. Björk’ün vokalleriyle birleştiğinde, bir çağırış olarak başlayan şarkı acıklı bir feryata dönüşüyor. Bir sancının anlatısı olan şarkı, acılarından doğan bir güzellik buluyor. Kalbi dolduran yalnızca mutluluk ve/ya neşe değil aynı zamanda acı ve korku da oluyor ve sonunda aşk burada var oluyor. Güzel sancıların bir anlatısı olarak bilinmeyen bir şiir metaforu sunarken aşkın iki kişi arasındaki tartışmasından çok, bir kişinin içsel kavgasını bize sunuyor.

Albümü bitiren şarkı olan Unison, albümü kapatırken bir hatırlatıcı görevi görüyor. Aşkın kişiler arası bir uzlaşı olması gerektiğini göz önüne seriliyor. Albüm boyunca bazı şarkılara yerleşmiş endişe ve korku artık kendini sakin tonlarda bir içsel huzura bırakıyor; yaşanan aşkın içerisinde aşıkların rahat hissetmesiyle başlayan bu huzur zamanla her bir korkunun da kendi içinde yok olmasını sağlıyor. Bir sıkı sarılışın fiziksel yakınlıktan daha öteye geçip aşıklar arası bir köprü olduğunu yansıtırken kendi aşkından ve çatışmasından uzak bu kucaklaşmanın sıcaklığını aynı Pagan Poetry’de metaforize ettiği gibi bedenlerin harmonisiyle ortaya çıkan deseni arzuladığını gösteriyor albümü sonlandırırken.

Bir tarafta herkese anlatılmak istenen bir aşk varken bir taraftan onun kırılganlığını gözeten bir koruma isteği öne çıkıyor. Albüm çeşitli düğümlerle doluyor ve çözüm getirilmeden bırakılıyor çünkü aşkın çelişkileriyle kabul edilmesi gerektiğini gözler önüne seriliyor. Bir taraftan her şekilde kontrol edilmek istense de onun içinde kaybolma davetini geri çevirememenin verdiği heyecanla var olma isteğini kaygılarından arınmış bir şekilde anlatıyor.

Bir albüm olarak ona sadece teknik seviyede değil, aynı zamanda onun işlediği temaya da incelikle yaklaşılması gerektiğini gözler önüne seriyor. Vespertine. Aşk onu tamamen anlamadan da yalnızca onun güzelliğiyle var olabilmek olarak ortaya çıkıyor ya da Vespertine bize bunu imgeliyor. Bir aşk albümü olmaktan çok; aşk için atılan bir çığlık, büyülü bir şiir olarak belki de hedeflediğinden daha derin bir yere inerek, dinleyicisini kendi duygularıyla yüzleştiriyor. En öznel hislerin nesnelliğini gözler önüne sererken birbirlerini tanımayan yabancılara ortak bir yalnızlık sunuyor. Björk’ün hissettiği aşk öznel olsa da hislerinin ortaklığını öne sürerek dinleyicisiyle beraber aşıklar arasında yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak her şeye öncülük ediyor. En derin hislere dokunarak herkesin bildiği ama anlayamadığı bir dilde tekrar sesleniyor Vespertine, aşk. 

Vulnicura

“you have nothing to give / your heart is hollow / i am drowned in sorrows / no hope in sight of ever recover / eternal pain and horrors”3

Vulnicura, Björk’ün sekizinci albümü olarak 2015 yılında piyasaya sürüldü. Bir önceki stüdyo eseri Biophilia; kozmos ve evren, doğa ve insan temalarını uhrevi biçimde harmanlayarak dinleyiciye sunmuştu. Vulnicura ise Biophilia’nın içindeki insan-doğa birleşimi gibi elementler arka plana alınırken içselleştirilmiş keder, acıyla bütünleşen beden ve yeniden doğup hayata devam etmek gibi kişisel ve derin konseptlerini ön planda tutuyor. Aynı zamanda Vulnicura, otobiyografik içeriğiyle de sanatçı için büyük önem taşıyor. On üç yıllık bir evliliğin aldatma söylentileri sonucu sarsıntılı bir şekilde sona ermesi, felaket gibi bir boşanma süreci ve dünyaya gelmiş çocuklarının çatışmanın içinde kalması Björk’ün Vulnicura’yı üretmeye başlamasına sebep olan durumların başında geliyor. Tüm bunlar sanatçının içinden ve karmaşık duygularından müziğine ve söz yazarlığına yansıyan temalarını oluşturuyor. Dokuz parça boyunca bir insanın en fazla kaç parçaya ayrılabileceğini kendine has müziği ve diliyle anlatıyor Vulnicura. Albümün ismi “Vulnus ve Cura” latince köklerden türetilmiş ‘’yaralara deva’’ anlamına geliyor. Björk’ün kendi adlandırmasından, ruhun derinliklerinden sızan bedenden dolup taşan acının aslında hayat yolculuğunun bir parçası olması ve bu acıdan doğan şifa, güçlenme gibi felsefi bir düşünceden temellendirilmiş olduğunu anlıyoruz böylece. Bu bağlamda albüm, yalnızca kişinin ayrılık acısı temelinde değil – çeşitli hayal kırıklıklarıyla yüzleşmek zorunda kalmış insanların hayatlarında da anlamlı hale geliyor. Kısaca insanın en zayıf yanlarından doğan bu yıkıcı ballad, Björk’ün acıdan alazlanan varlığını ortaya koyarken bir yandan da dünyanın dört bir yanındaki kişilerin kederini sıraya diziyor. Teknolojik nüanslarla da aydınlatılmış eser, sanatçının kendi dışavurumuyla tamamen öznel ve metaforik altyapısıyla girift, lirik bir estetik sunuyor. 

Björk’ün duygularının enkazına doğru bir davetiye görevi görerek bizleri karşılayan “Stonemilker”ı kopuşa sürüklenirken hissedilen kaygılardan doğuyor. İlişki mutlak kıyıma doğru uzanmışken yoğunlaşan duygular ve umut, sanatçıyı son bir kurtarma girişimine hazırlıyor. Sanatçının şarkı boyunca göğsünün ortasına çöken kasveti yok etmek için cevaplar araması aynı zamanda “taş sağmayı” alegorileştiriyor. İngilizce’de ‘‘you cannot get a blood out of a stone’’ (taştan kan çıkmaz) deyişinden yola çıkılarak isimlendirilmiş parça, bağlam içinde Türkçe olarak anlamlandırıldığında beklenen aşkı ve şefkati veremeyecek birinde sevgiyi aramayı sahneliyor. Parçanın temalarını bir bütün olarak derinleştirmek gerekirse “ruh kendi çöküşünü seçer” yaklaşımının yansımalarıyla devam eden kişi, işin sonunda duygularının incineceğinden emin iken karşısındakinden defalarca açıklama ve şeffaflık talep ederek var olmayan bir sevgiyle kendini onaylatma isteği duyuyor. Endişe ve çaresizlik içinde giderek daralan bir kafeste kısılmak, ilişkinin finaline hazırlanmak parçanın ana temasını inşa ederken aynı zamanda bizi albümün devamına çağırıyor. 

Ruhların kopuşunu en vurucu şekilde resmeden Vulnicura’da parçalar ilerlerken sanatçının üzüntüsünü onunla beraber deneyimleyebiliyoruz. Lionsong’da artık kaçınılmaz kavgaların başladığı, ilişki boyunca yaşatılanların hesabı sorulurken travmaların eve sığmadığı bir gerçeklik işlenmekte. Aynı zamanda sanatçı, her şeye rağmen sevgi bağlarının tekrar kurulabileceğine dair umutlar beslese de artık bu devamlılığın bitmesine hazır hale gelmiş ve acıdan duygusuzlaşmış portresinde beliriyor. History of Touches’da ise ilişkinin son gecesi Björk’ün gecenin ortasında duygusal ikililiğin ölümünü bir insanın ölümüne benzeterek tüm yaşanmışlıkları bir film şeridi gibi sıralıyor. Böylece biz de incelikle kurgulanmış metaforları kendi hayatlarımızla ve Björk’ün yaşadıklarıyla eşleştirirken dinleyici ve sanatçı ilişkisi farklı bir boyuta taşınıyor. Her söz ve müzik üreticisinin sahip olamayacağı bir noktadan birleştirilen yapıtlar; Björk’ün kendine has sembolizmi, söz sanatları ve vokalleri örneğine az rastlanan bir deneyim imkanı sunuyor. 

Albümün hatta Björk diskografisinin en güçlü ve duygu yüklü eserlerinden biri olan Black Lake, hem ayrılığın sanatçının ruhuna etkilerini hem de hislerden bedenin dışına taşan — hatta fiziksel dünyayı bile etkisi altına alan melankoliyi dinleyiciyle buluşturuyor. Parça başlarken yaşadığı karşılıklı aşkını kendi rahmiyle bağdaştıran sanatçı, sevgiyle birlikte yitirilen aşk dolayısıyla aşkın sembolü haline gelen rahminin koruyuculuğunu da kaybettiğini, vücudunda rahmin mütemadiyen sancıyan bir yaraya dönüştüğünü anlatıyor. Björk’ün “womb to wound” söz sanatıyla kurduğu bu etkileyici teşbih Vulnicura’nın kapağında da görünen cinsellik sınırlarının dışında evrensel bir imgelem yaratıyor. Björk’ün duygusal yaralarını kendi rahmiyle birleştiren anlatımı, yaşadığı ihanetin en saf ve çıplak sembolü görevini üstleniyor. İhanet edilen bir beden, bir aşk ve bir evlilik temalarının anlatımına etkileyici bir giriş yapıyor Björk böylece. Vücudunda sürekli yankılanan acılardan ruhunun yırtılması, kalbinin başlıkta bahsi geçen “siyah göle” dönüşmesi ve sanatçının bu gölün içinde boğuluşu Björk’ün bu ihanetin etkilerinin derecesini ne kadar yoğun bir noktadan hissettiğini farklı yollarla sergiliyor. “Seni çok mu fazla sevdim?” gibi cevabı olmayan bir soruyla hala karşısındakinden sebepler ve cevaplar aradığını görüyoruz. İlerleyen kısımda artık eski sevgilinin verecek bir cevabı olmadığını ve kalbinin boş olduğunu kabullenirken önünde acıdan ve umutsuzluktan farklı bir şey göremeyen bir duruma geldiğini anlatıyor. Sonrasında kendinin sonsuz acıların kucağına bırakarak resmen acıdan fosilleşmiş bir beden çiziyor Björk. Bu tarz bir acının insanı nasıl dönüştürdüğü en saf ve kişisel elementlerle sunuluyor. Diskografinin en acıklı, en yaralayıcı ve en başarılı anlatımlarına sahip parça; Björk’ü asla unutulmayacak bir yükün parçası haline getiriyor. 

Albümün kapanış parçası Quicksand; Björk’ün annesinin kalp krizi geçirmesiyle yazılmış, aile bağlantılı acıları tekrar ele alarak kopuşun ve sallantıların ailesini ne kadar tehlikeli bir duruma soktuğunu yorumlarken kendi geleceğinin ve soyunun onun iyi olmasına dayandığını da vurguluyor. Kendi annesinden, dünyadaki tüm annelerle bağlantı kurarak dünyanın kadınlarının umutla geleceğe doğru uzanışını iyimser bir dille dinleyicisine sunuyor.

Genel olarak bakıldığında ayrılık korkusu sinmiş bir vücuttan acıyla bütünleşmiş bir yapıya doğru ilerleyen konsept albüm, kendi çöküşünden yükselişini tasarlayan temellerle hayata tutunmuş bir kadının deneyimini en saf haliyle anlatmakta. Bu deneyimleri bir ders niteliğinde anlatmasa da esas fikir: Hayatın içindeki hüzün ve mutluluk terazisinde, kollarının bazen bozulabileceğini bilmek ve dengeyi yeniden kurmanın da tüm bu aşamaları farklı şekillerde deneyimlemekten geçtiğini anlamak. Vulnicura’ya göre, bazen ihanet ve sevgisizlik yıkıcı olabiliyor – her insanda aksettirdiği hisler çeşitlenebiliyor ve farklı açılardan yaşanabiliyor. Esas mesele, tüm bunların üstesinden nasıl gelindiği; zira sonrasında bizi biz yapan özelliklerimiz hayatla nasıl mücadele ettiğimizden doğuyor. Vulnicura’da gördüğümüz gibi Björk’ün hayatında; acı ve aile, ihanet ve beden, korku ve umut ikililerinin her biri aslında bu albümü ve Björk’ü tanımlayan ögeler. Kısaca, yüzyılın en acıklı hikayelerinden birini başarılı bir şekilde temsil eden Vulnicura, yalnızca kendi acısını yaşamak istiyor. Hayatta ilerlemenin ve insanın kendini gerçekleştirmesinin çeşitli yararlarla başa çıkmaktan, kara gölden ve taş sağmaktan geçtiğini vurguluyor.

  1. “En sıcak özen bağıyla / Senin aşkın bana ulaştı / Onunla ne yapacağımı bilmiyorum / Veya nereye koyacağımı ↩︎
  2. “Onu seviyorum” ↩︎
  3. “senin verecek hiçbir şeyin yok / kalbin bir oluk / keder içinde boğuldum / görünürde hiçbir umut asla iyileşmez / sonsuz acı ve korkular” ↩︎

BENZER İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sponsor

Bu platform Nish Digital tarafından desteklenmektedir.

POPÜLER İÇERİKLER