yaklaşık 9 dakika okuma süresi

Türkiye politik tarihinin belki de en önemli kırılma noktasıydı 12 Mart. Partilerüstü  Nihat Erim hükümeti kurulmuş, sıkıyönetim ilan edilmiş, tüm devrimcilere yönelik temizlik girişimi başlamıştı. Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan 31 Mayıs 1971’de Kahramanmaraş Nurhak’da; Ulaş Bardakçı 19 Şubat 1972’de İstanbul Arnavutköy’de kaldığı evin kuşatılması sonucunda; Mahir Çayan ve arkadaşları 30 Mart 1972’de Kızıldere’de ve Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan aynı yılın 6 Mayısında idam cezasının Türkiye Büyük Millet Meclisinde oy çokluğu ile kabul edilmesi sonucu katledilmişti. Türkiye devrimci geleneğinin ilk temsilcileri denebilecek bu isimler 12 Mart askeri cuntasına gelen süreçte pek çok eylem yapmıştı. Bu sürece dair detaylı anlatıma da Hilal Arık’ın ODTÜ Tarihi: Banka Soygunu ve Yurtlar Baskını yazısından ulaşılabilir.

12 Mart sonrası ODTÜ’deki genel durumu özetlemek gerekirse “12 Mart’tan sonra tabii hedef ODTÜ oldu. 12 Mart’ın müessifi olarak ODTÜ görülüyordu” diye aktarıyor dönemin Rektör Yardımcısı Uğur Ersoy (Bürkev, 2016: 157). Bu dönemde rektör atamaları, görevden almalar, kısa süreli rektör dönemleri içerisinde yönetim değişimleri yaşanıyordu. Tam bu vakitlerde ODTÜ’de bir şeyler değişmeye başlamıştı; sırasıyla önce Erdal İnönü rektörlükten alındı, kendisine soruşturmalar açıldı ve sonrasında emekli Korgeneral Şefik Erensü rektör olarak atandı. Bir askerin rektör olarak atanması üniversitede büyük yankı uyandırdı. Fakat sonrasında Şefik Erensü’nün üniversiteyi kontrol etmekten çok koruması, ODTÜ içerisinde büyük takdir gördü. Daha sonra sıkıyönetim hükümeti Erensü’nün istifasını istedi ve yerine İsmet Ordemir rektör olarak atandı. 1973 seçimleri sonrası kurulan CHP – MSP hükümetinde henüz sıkıyönetimin baskısı tam olarak kalkmadığı için bu koşullar içerisinde Tarık Somer iki yıllığına rektör olarak atandı. Bu süreç içerisinde 12 Mart sonrası ilk örgütlenme çalışmaları ODTÜ Mimarlık Fakültesi Öğrenci Derneği (ODTÜ MFÖD) olarak vücut buldu. 1975 Nisanına gelindiğinde ODTÜ Kültür Derneği (ODTÜ – DER) kuruldu. Bu derneğin yöneticilerinin aşağıdan yukarıya tümüyle seçilmesi ODTÜ öğrencilerinin temsiliyet hakkını da derneğe veriyordu. Öte yandan, Tarık Somer rektörlüğü de öğrenciler üzerinde uygulanan baskılara  devam ediyordu.

Bu süreçte ilk olarak hazırlık öğrencileri bazı taleplerle boykota başladı. 12 Mart 1975 tarihinde ise Kimya Mühendisliği öğrencileri okul yönetiminin anti-demokratik uygulamalarını gerekçe göstererek boykota başladılar. İki gün süren bu boykotu takip eden süreçte, Mimarlık Fakültesi öğrencilerinin 1 Nisan 1975 günü Dekan Atilla Günaltay’ı protesto etmek için tekrardan boykota başlamasıyla birlikte okuldaki siyasi hareketlilik had safhaya ulaştı. 8000 öğrencinin katıldığı toplantılar ve yürüyüşler okuldaki atmosferi iyiden iyiye ciddi bir hale getirdi. Üniversite yönetimi okulu bir süreliğine kapattığını ilan etti ve birçok öğrenciyi yurtlardan atmakla tehdit etti. Yönetimin okulu ve yurtları kapatmasına karşın ODTÜ-DER merkezinde ders yapıldı. Tam bu sıralarda, 31 Mart 1975 tarihinde Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyetçi Güven Partisinin koalisyonu ile MC (Milliyetçi Cephe) hükümeti kuruldu. MC, ODTÜ mütevelli heyeti içerisinde bulunan boşluklara atamalar yaptı. Yani MC hükümeti destekli bir mütevelli heyeti oluşturuldu. Okul tekrar açıldığında ise güvenlik güçlerinin sayısı ve jandarma ekiplerinin sayısı arttırıldı. Bunun üzerine karşılık vermek isteyen akademisyenler ve öğrenciler derslere girmedi. Bu süreçte birçok forum düzenlendi ve forumlardan sonra jandarma tarafından gözaltılar gerçekleştirildi. Okuldaki sıkı güvenlik gücü ve jandarma denetimini protesto etmek isteyen öğrenciler tekrar boykot kararı aldı. Boykot kararı sonrası yine gözaltılar oldu. En sonunda okulda bir türlü bitmek bilmeyen güvenlik gücü terörünü protesto etmek amacıyla 15 Mayıs 1975’te toplanan forum sonucunda oy birliği ile süresiz boykot kararı alındı. Talepler ise çok basitti: Üniversitenin açık hapishane durumundan çıkarılması, disiplin cezalarının siyasi baskı aracı olarak kullanılmasına son verilmesi ve seçilen öğrenci temsilcileri ile yönetimin görüşmesi. Buradaki en büyük işgüzarlık ise rektörlüğün ve mütevelli heyetinin öğrencilerin en demokratik taleplerine bile “provokasyon, kışkırtıcı etmenler” demeleri ve bu istekleri kulak ardı etmeleriydi. Bu sırada üniversitedeki güvenlik önlemleri artırılmaya devam etti. ODTÜ-DER ve Ankara Yüksek Öğrenim Derneği ortak basın açıklaması yaptı ve birçok akademisyenin işten atıldığını, öğrencilerin kesin ihraç kararlarıyla karşılaştığını aktardılar. Bunun üstüne Rektör Tarık Somer bir açıklama yayımlayarak jandarmanın okul içerisindeki normal düzen sağlanana kadar okulda kalacağın bildirdi. Fakat daha sonra uzlaşmaz tavrını bir kenara koyan Tarık Somer; ODTÜ-DER, ODTÜ-MFÖD ve ODTÜ-FEFÖD ile görüşmeye karar verdi. Ancak bu görüşme sonucunda Tarık Somer bir açıklama daha yayımlayarak öğrenciler ile bir anlaşmanın mümkün olmadığını, disiplin cezalarının affedilmesinin, jandarma kuvvetlerinin kampüsten çıkışının ve verilmiş cezaların affının söz konusu olmadığını iletti. Öğrenciler ise tekrar bir forum düzenleyerek boykotun talepler karşılanana dek süreceğini iletti. Boykot sürecinde sıkıyönetim komutanlığı tarafından birçok akademisyen ve öğrenci boykot örgütleyicisi olduğu iddiasıyla gözaltına alındı, kimisi kurşunlandı. Eylül ayı ortalarında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından ODTÜ-DER kapatıldı. 15 Mayıs günü başlayan boykot yeni kazanan öğrencilerin kayıt yaptırmaması ile devam etti. Rektör Somer ise halen taleplere bir cevap vermeyerek kafasının dikine gidiyordu. Öte yandan, boykot devam ettiği sırada yeni dönem başlarken birtakım öğretim üyelerinin sözleşmelerinin iptalini ve geriye kalanların ise ne durumda olunursa olunsun öğrencilere not vermesini istedi. Bu süreçte artık tüm ODTÜ bileşenleri Rektör Somer’in istifasını istemeye başladı. Rektör ve Mütevelli Heyetinin arasında öğretim üyelerinin sözleşmelerinin iptali gibi bazı fikir ayrılıklarının yaşandığı sırada Mütevelli Heyeti, 14 Kasım 1975’te bir “Öğrenci Dekanlığı” kurulmasına karar verdi.

Bu sırada ODTÜ-DER’in kapatılması ve sonrasında da ODTÜ-MFÖD ve ODTÜ-FEFÖD’ün genel kurul yapabilecek çoğunluğa sahip olmadıkları gerekçesiyle feshedilmesiyle derhal yeni bir oluşum kurma fikri olgunlaştı. Ocak 1976’da ODTÜ ÖTK(Öğrenci Temsilcileri Konseyi)  tüm kurumlarıyla birlikte fiili olarak çalışmaya başladı. Kapatılan ODTÜ-DER yöneticileri de ODTÜ ÖTK’ya katılarak mücadelelerini burada sürdürmeye karar verdiler. ÖTK öğretim üyeleri, işçiler, öğrenciler ve yönetim arasındaki demokratik ortamı oluşturma görevini üstlendi. 1975’te ODTÜ’de ister lisans ister yüksek lisans öğretim yapan tüm bölümlerden ve her dönemden birer öğrenci temsilcisi seçimi yapıldı. Tarık Somer ÖTK seçimlerini kullanarak üniversitede demokratik ortam bulunduğunu vurgularken öte yandan da jandarmanın kampüs içerisinde ne kadar gerekli olduğundan bahsediyordu. 1976 yılına girerken öğrencilere yönelik saldırılar çok artmış, faşist örgütlenmeler ODTÜ’ye gelen otobüsleri taramaya başlamıştı. 3 Ocak 1976 tarihli otobüs saldırısında Semih Erbek adlı öğrenci katledildi. Mart 1976’da Tarık Somer’in görev süresi sona erdi ve yerine Ilgaz Alyanak atandı. Alyanak’ın yaptığı ilk iş öğrenci temsilcileriyle görüşmek oldu. ÖTK da aynı zamanda üniversitedeki kültür sanat faaliyetlerini canlandırmak amacıyla birtakım girişimlerde bulunuyordu. Sanat Kültür Topluluğu; film gösterimleri, tiyatro çalışmaları, sergi ve konserler düzenliyor aynı zamanda da işçilerin grevlerine katılım sağlayarak işçilere destek veriyor, geleneksel göl şenliği yıllar sonra tekrar kutlanıyordu. 1976’nın rektör-öğrenci işbirliği ile geçtiği söylenebilir. Ancak 1976 yaz aylarında yeni Mütevelli Heyetinin MC hükümeti tarafından atanmasıyla bu işbirliği bozuldu. Mütevelli Heyeti üniversitedeki tüm atamaları durdurdu ve öğrenciler yeni dönemin başlamasıyla birlikte kampüsteki malların kalitesizliğinden, pastanenin pisliğinden ve fiyatların pahalılığından yola çıkarak ürünleri boykot ettiler. Bir yandan da öğrenci temsilciliğinin yasallaşması için çalışmalar devam ediyor, tüzük hazırlanıp Üniversite Konseyine veriliyordu. Üniversite Konseyi de bazı değişikliklerle tüzüğü oy birliği ile kabul etti ve mütevelli heyetine yolladı. Daha sonra 24 Mayıs 1978’de “Öğrenci Temsilcileri Konseyi Yönetmelik Taslağı” Üniversite Konseyi tarafından onaylanacak, dönemin rektör vekili tarafından resmi yönetmelik olarak uygulanmasına karar verilecekti. ODTÜ-ÖTK dönemin Türkiyesindeki en demokratik en ilerici deneyimlerden biriydi. Özerk-Demokratik üniversite mücadelesinin en büyük yapı taşıydı ÖTK. En yetkili organı yürütme kuruluydu ve kurulu oluşturan öğrenciler direkt olarak okul öğrencilerinden seçiliyordu. Bölüm Temsilcileri Konseyi de yine öğrenci temsilcilerinden oluşuyor ve denetleme, danışma görevini üstleniyordu. Bu süreçte sosyal, kültürel, ekonomik ve akademik faaliyetleri daha düzenli ve detaylı yürütebilmek için alt örgütlenmeler de oluştu. Örneğin ÖTK Sosyal Kulüpler Topluluğu kuruldu ve bu topluluğun altında 10’un üstünde kulüp ve topluluk faaliyet gösteriyordu.

1979 yılında sanat-kültür ve spor dallarında ilk kez şenlik düzenlendi daha sonra ÖTK örgütlenmesiyle 1980 yılında Türkiye’de ilk kez uluslararası düzeyde bir sanat-kültür ve spor şenliği yapılması kararı alındı ve dönemin Rektör Vekili Mehmet Kıcıman da onayladı. Programa göre 14 ülkeden katılımcı çağırılacak ve okul yönetiminin maddi olanakları çerçevesinde genişletilecekti. 1-31 Mayıs 1980 tarihleri arasında yapılan şenlikte tiyatro, sinema, halk oyunları gösterileri, söyleşiler ve spor etkinlikleri yer aldı. Fakat ne zaman bir ilerici adım atılsa her zaman bir faşist yönetici ODTÜ’nün önünü tıkamaya kararlıydı. Şenlikler sonucunda Mütevelli Heyeti Başkanı Ahmet Sonel, ODTÜ’nün bir anarşist yuvası olduğunu ve artık devlet otoritesinin kalmadığını söyleyecekti.

ODTÜ ÖTK 12 Eylül 1980’e kadar sağlıklı, özgür ve adil seçimlerle yönetime gelmeye devam etti. 1980 yılının karanlık Eylül’ünde ÖTK kaldırıldı. 1982 yılına kadar ise Öğrenci Dekanlığı çalışmalarına devam etti. Her ne kadar ODTÜ ÖTK varlığını resmiyet dışında devam ettirmek istese de artık içerideki ihbarcılar yüzünden durum çok zorlaştı ve her ihbar bir gözaltı olarak geri döndü. ODTÜ ÖTK ile birlikte birçok kulüp de feshedildi. 1982 yılında şiir yarışması düzenleyen ODTÜ Edebiyat Topluluğu ve tiyatro şenliğinde oynanan oyunda işkencenin konu edilmesi sonucunda ODTÜ Tiyatro Kulübü de feshedildi.

ODTÜ ÖTK’nın kazanımları karanlık bir eylül sonrasında en başa dönecek kadar kaybedildi. Dönemin Türkiyesinin çok ilerisinde olan bu deneyimler, özerk demokratik üniversite mücadelesinin ilk yapı taşlarıydı ve mirası bizlere bırakıldı. Unutulmaması gereken şey şudur ki; her gün yürüdüğümüz allede, bir şeyler için sesimizi çıkartmak amacıyla toplandığımız Fizik Çimlerinde, spor yapmak için toplandığımız Büyük Spor Salonunda ya da Devrimde, derse girdiğimiz Üçlü Amfide, ne kadar güzel bir binaymış burası dediğimiz Mimarlık Fakültesinde, zamanında mücadelenin en büyükleri yaşandı. Yeri geldi açık dersler yapıldı, yeri geldi forumlar alındı, yeri geldi boykotlar örüldü, yeri geldi hiçbir şeyleri yokken her şeylerini birbirleriyle paylaştılar. Onlar daha demokratik daha özgür bir ODTÜ’yü bize bırakmak isteyen yoldaşlarımızdı. Birçoğu bu yolda katledildi.  

   
Vurulmuşum 
   Dağların kuytuluk bir boğazında 
   Vakitlerden bir sabah namazında 
   Yatarım         
   Kanlı, upuzun... 
 
   Vurulmuşum 
   Düşüm, gecelerden kara 
   Bir hayra yoranım çıkmaz 
   Canım alırlar ecelsiz 
   Sığdıramam kitaplara 
   Şifre buyurmuş bir paşa 
   Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız 
 
   Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz 
   Rivayet sanılır belki 
   Gül memeler değil 
   Domdom kurşunu 
   Paramparça ağzımdaki... 


  Ahmed Arif

Döneme ait diğer görseller..

Kaynakça

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here