Ana SayfaÖne ÇıkanlarIşıksız Sokaklardan Aydınlık Yarınlara: 25 Kasım'a Giderken Güvenli Kampüs Mücadelesi

Işıksız Sokaklardan Aydınlık Yarınlara: 25 Kasım’a Giderken Güvenli Kampüs Mücadelesi

25 Kasım’ın* yaklaşmasıyla kampüste ve mahallede** yaşanan şiddet olaylarının artışı ile beraber Cinsel Tacizi Önleme Birimi (CİTÖB) ve güvenli alan tartışmaları  -özellikle pandemi sonrası- toplulukların düzenlediği etkinlikler ve alınan forumlarda daha sık gündeme gelmeye başladı. Peki pandemi öncesindeki ODTÜ’deki süreç nasıldı, CİTÖB’ün kurulmasına giden koşullar nasıl şekillenmişti? Öncelikle CİTÖB’ün bugünkü konumunu, ODTÜ Kadın ve LGBTİ+ hareketi açısından önemini anlayabilmek için bu soruların elzem olduğu kanaatindeyiz. Ancak sorulara geçmeden önce “Güvenli alan nedir?”, “Nelere çözüm sunar? “ gibi tartışmaları cevaplamakta fayda var.

Güvenli alan, yazarlarımızdan Nazlı ve Dide’nin Yalnız Değilsin: Şiddeti Önlemek İçin Anlamak isimli yazısında[1] belirttiği üzere “güvensiz bir dünyayla iletişime geçen, ona tepkiler gösterip ona karşı tedbirler alan, bir bilinmezlik ve değişim alanı” olarak veya ilk çıkış noktasından bakarak “…ezilen grupları şiddet ve tacizden uzak tutmak…” amacını taşımaktadır. Ancak bu kavramsallaştırmalara rağmen güvenli alan üzerine herhangi net bir tanım yapılamamaktadır. Öte yandan güvenli alan, kadın ve LGBTİ+’lar için bir dayanışma alanı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu alanlar ile birlikte tehdit unsurlarının bulunmadığı, hassasiyetleri gözeten ve adı gereği içerisinde “güvenli” hissettiren çeşitli yöntemlerle, azınlık/ötekileştirilen grupların şiddete karşı güvenlik sorunu çözülmeye çalışılmıştır. Kadın ve LGBTİ+’ların bulunduğu birçok alanda bu tarz dayanışma gruplarına rastlayabiliriz. ODTÜ’de ise bunun bir örneğini 2014 yılında artan şiddet ve taciz olayları karşısında bir araya gelme ve güvende hissetme ihtiyacı için toplanan genç kadın ve LGBTİ+’ların kurduğu ‘100.Yıl ve ODTÜ’de Tacize Son’ grubu oluşturmaktadır.[2]

Güvenli Alanın Kurumsal Paydaşları:  

Yukarıda bahsedilen grubun kurulduğu yıllarda henüz kampüste CİTÖB ya da benzeri bir oluşum bulunmamaktaydı. Ancak 2011 yılından itibaren ODTÜ’deki kadın öğrenciler ve Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları, Sosyoloji gibi alanların yüksek lisans çalışmalarında bulunan akademisyenler bir araya gelerek toplantılar almaktaydı.[3] Aynı dönemde Ankara Üniversitesinde KASAUM***’un çabalarıyla kurulan CTS (Cinsel Taciz ve Cinsel Saldırıya Karşı Destek Birimi) 2011 yılında Yönetim Kurulu kararı ile “Cinsel Tacize ve Cinsel Saldırı’ya Karşı Politika Belgesi”nin üniversite tarafından kabulü ile uygulamaya koyulmuştu. [4] Bunun üzerine 2012 yılında Ankara Üniversitesi çeşitli üniversitelerden katılımcıları bir araya getirerek kampüslerde cinsel taciz ve saldırıya karşı ne yapabiliriz sorusuna bir cevap bulmak adına bir çalıştay çağrısında bulundu. Çalıştay sonrasında üniversiteler arası haberleşme ve dayanışma adına ‘Cinsel Taciz ve Saldırı İletişim Ağı’ kuruldu. Öte yandan ODTÜ’de ise çalıştayın da etkisiyle çalışmaların hızlandığı bir dönem başlamıştı.

2014 yılına gelindiğinde, sürece Öğretim Elemanları Derneği (ÖED)’de dahil oldu. Süreç içerisinde kampüste yaşanan şiddet olaylarının, akademik ve idari kadrolar, personel, öğrenciler gibi birçok grup içerisinde ortaya çıkması bir farkındalığa sebep oldu. Bu sayede taciz ve şiddet olaylarının çok boyutluluğu akademik kadrolar tarafından da görünür hale gelmişti. Öğrenciler açısından ise Boğaziçindekine benzer şekilde kadın ve LGBTİ+ öğrenci temsiliyetinin de dahil olduğu demokratik bir birim kurulması tasarlanıyordu.  Aynı yıl bu çerçeveden yola çıkarak diğer üniversitelerde tutum belgeleri incelenmiş; öğrenciler, ÖED ve akademisyenlerle tartıştırılmış ve bunun sonucunda TAHİDEB (ODTÜ Psikolojik Taciz (Mobbing), Cinsel Taciz, Ayrımcılık ve Hak İhlalleri Araştırma ve Destek Birimi) kurulması yönünde çalışmalara başlandı. Çalışmalar sonucu birimin strateji belgesi ve yönergesi hazırlanarak 2015 yılında üniversite yönetimine sunuldu. Neticede yönetim tarafından reddedilmesiyle birim kurulamadı. Başından beri sürecin içerisinde bulunan Fatma Umut Beşpınar ve Yıldız Ecevit ise ortak yazdıkları makalede bu süreci ODTÜ içerisinde tüm hak ihlalleri ve tacizi içine alan bir çalışma yapmak zaman alacaktı şeklinde yorumluyor ve bu nedenle 2015 yılının ikinci yarısında toplumsal cinsiyet eşitliği ve taciz vakaları odaklı çalışmalara yöneldiklerini ekliyor.

CİTÖB’e Giden Süreç:

TAHİDEB sürecinin kesintiye uğramasının ardından aynı yıl Türkiye’yi sarsan dehşet verici bir olay meydana gelmişti. 11 Şubat 2015 günü, gencecik bir üniversite öğrencisi okuldan evine dönerken bindiği dolmuşun şoförü tarafından katledilmişti. Bu olay ODTÜ’lü kadınlar arasında da büyük öfke ve yankı uyandırmıştı. Ardından ODTÜ’de büyük bir yürüyüş örgütlendi. Taciz, şiddet ve cinayetlerin arttığı bu ortamda aynı zamanda kadınların sokak, okul, fakülte ve işyerleri de dahil olmak üzere hiçbir yerde güvende olmadıkları görünür hâle gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine YÖK Genel Sekreterliği tarafından 25 Kasım 2015 tarihinde bütün üniversite rektörlüklerine “Yüksek Öğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi” gönderildi. Halihazırda toplumsal cinsiyet eşitliği ve taciz üzerine çalışmalara başlayan Kadın Çalışmalarındaki akademisyenler açısından bu belge önemli bir hukuki dayanak haline gelmişti.

Diğer bir taraftan genç kadınlar, kendilerine dayatılan bu koşulların karşısında mücadele vermek için bir araya gelmeye devam ediyordu. Bu mücadelenin önemli bir kısmını ise farkındalık oluşturuyordu. ODTÜ’de bulunan kadınlar da taciz ve cinsel saldırının tanımı, hukuki süreçler ve üniversitelerde cinsel tacize karşı mekanizmalar etrafında atölye ve etkinlikler düzenliyor, diğer üniversitelerde kurulan birimlerin tüzüklerini akademisyen ve öğrenciler arasında tartıştırıyor ve toplantılar düzenliyordu. Bu sırada üniversitede yaşanan bir taciz olayı sonrası ODTÜ Kadın Dayanışması 27 Nisan 2016 tarihinde rektörlük önünde nöbet başlattı. Nöbet iki talebi kapsıyordu: 1- Herkesin Bildiği Tacizci Okuldan Atılsın! 2– Taciz Önleme Birimi Kurulsun![5] Diğer yandan medya kanallarıyla süreç hızlandırılıp yayılmaya başlamıştı.

Kadın çalışmaları yüksek lisans öğrencilerini de içine alan çeşitli bölümlerdeki lisans öğrencileri, kurulacak birimin nasıl bir birim olması gerektiği, birimin öğrencilerle ilişkisinin nasıl şekilleneceği, alanda çalışan akademisyenler, psikolog, sosyolog ve öğrenci temsilcilerinden oluşan, kendisine ait odası ve bütçesi bulunan bir birim üzerinde niteliksel tartışmalara devam ettiler. Bazı tartışmalar çözüldü bazılarında ise TAHİDEB’de olduğu gibi uzlaşılamadı. Sonucunda 24 Mayıs 2016 tarihinde Üniversite Senatosu’nun CİTÖB yönerge ve politika belgesini kabul etmesiyle birim resmi olarak uygulamaya koyuldu.

CİTÖB ODTÜ’lü Kadın Ve LGBTİ+’lar için Güvenli Bir Alan Oluşturur Mu?

CİTÖB kampüs içerisinde kadın ve LGBTİ+’ların düşünce ve deneyimlerini paylaştığı bir dayanışma grubu olarak yer almasa da kampüsteki hareketin mücadelesiyle kazanılmış kurumsal bir güvenli alan daha doğrusu güvenli alanı yaratacak mekanizma olma özelliğini taşımaktadır. Öte yandan kurumsal yapıların hukuki dayanakları, toplumda şiddeti örgütleyen bir hükümet tarafından ortadan kaldırılabiliyor veya hükümetin bir temsilcisi olan atanmış rektörler tarafından işlevsiz hale getirilebiliyorlar.[6] Bahsettiğimiz iki örneklerden biri genelde uzun dönemde gerçekleşirken biri kısa dönemde gerçekleşir. Örneğin 2015 yılında tutum belgesini tüm üniversitelere gönderen YÖK, 2019’da “toplumsal değerlere uymadığı” gerekçesiyle projeyi durdurup belgeyi kendi sitesinden dahi kaldırabiliyor.[7] Öte yandan atanmış rektör CİTÖB’e bütçe ayırmayarak, engeller oluşturarak işlevsiz hale getirebiliyor.  Bu nedenle CİTÖB değerli bir kazanım ve güvenli bir kampüs için önemli bir adım olsa dahi tek başına bir çözüm oluşturmamaktadır. Örneğin CİTÖB’ün hala bir odası bulunmamaktadır. Buna ek olarak; personel sayısının az olması, psikolojik desteğin yetersiz olması, soruşturmaların dekanlığa (şimdilerde rektörlük) takılarak sonuçsuz bırakılması, sorumluluklarından biri olan cinsiyete dayalı ayrımcılığı ve homofobiye karşı çalışma yürütmemesi, farkındalık eğitimleri düzenlenmemesi gibi birçoğu bilinçli olarak oluşturulan sorunları içermekte buna karşın komisyonda bulunan birkaç akademisyenin özverisiyle ayakta kalmaya devam etmektedir. Ayrıca kampüste ışıklandırma sorunu özellikle batı yurtlarında kalan kadın ve LGBTİ+’ları tedirgin etmekte, olası şiddet ve tacizlere zemin hazırlamaktadır. Son zamanlarda ring sorunu sebebiyle otostop yönteminin daha çok tercih edilmesi ise otostop tacizlerini gün yüzüne çıkararak güvenli kampüsten ne kadar uzaklaştığımızı göstermektedir. Mahalle’de de her geçen gün artan laf atmalar, silah sesleri ve şiddet olayları yolda yürümeyi dahi zorlaştırmaktadır. 100. Yıl Taciz grupları ise aktif olarak işlememektedir.

CİTÖB’ün kazanıldığı ve taciz gruplarının oluşturulduğu dönemden bu yana her iki oluşumun da işlevsizleşmesi, aktif bir hareketin güçlenmeye devam etmeden zaman zaman sönümlenip zaman zaman ortaya çıkmasının doğal bir sonucudur. CİTÖB’ün bütçe ve personel yetersizliği sebebiyle yaygınlaştırılamamasına karşın gönüllü öğrencilerin inisiyatifiyle ve CİTÖB’de bulunan akademisyenlerden bazılarının gönüllü eğitimleriyle kurulan CİTÖB Gönüllü Ağı’nın varlığı da bu duruma bir çözüm oluşturma gayesi taşısa da tek başına yeterli olamamaktadır. Güvenli alanlar ise içerisinde dayanışma bulundurmaktadır. Bu dayanışma alanları sayesinde önemli sonuçlar elde edilse bile anlık olarak seyretmesinden dolayı alandan dışarı çıktığımızda hükümetin eşitliksiz ve ayrımcı politikalarına tek başına çözüm oluşturamaz. Karşılaştığımız taciz, şiddet ve ayrımcılık yaşamımızın her alanına sirayet ederken daha nitelikli ve kapsamlı bir mücadeleyi oluşturmalı, güvenli alanlardan kalkan mücadeleleri genişletmeli, her kesimden, her ideolojiden ve bulunduğumuz alanların her bir parçasından sesimizi yükseltmeliyiz!

Biz kadın ve LGBTİ+’lar üzerimizi saran ayrımcılık ve eşitsizliğe karşı; fakültelerde, yurtlarda ve kampüslerde taleplerimizi hep bir ağızdan haykırarak hakkımız olan kazanımlar için bir araya geldiğimiz alanlar inşa etmeliyiz. İşlevsiz CİTÖB’lerden aktif CİTÖB’lere, güvensiz mahallelerden güvenli alanlara, bize reva görülen ışıksız sokaklardan ışıklı yarınlara ancak bir arada ulaşabiliriz. Bu sebeple ortak hak ve taleplerimiz etrafında en geniş kesimlerle buluşabileceğimiz mücadele alanlarında, 25 Kasım ve 8 Mart’larda buluşalım!


*25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü

**100. Yıl İşçi Blokları Mahallesi

*** Kadın Araştırma ve Uygulama Merkezi

Kaynakça:

[1] PARALI, Nazlıcan & KOÇ, Dide. (2023). “Yalnız Değilsin: Şiddeti Önlemek için Anlamak”

[2]AKSOY, Gülşah.(2017). “ODTÜ’de de mi taciz var?”,27 Nisan 2017, Sivil Sayfalar.

[3] ECEVIT, Y.& BEŞPINAR, F.U. (2018) “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarli Bir Üniversite İkliminde Cinsel Taciz Ve Saldiriyi Önleme: Odtü Örneği”. Doğu Akdeniz Üniversitesi Kadın Araştırmaları ve Eğitimi Merkezi Yayını. 97-122.

[4] CANTEK, F.Ş. (2013) “Ankara Üniversitesi Cinsel Taciz ve Saldırıya Karşı Destek Birimi (CTS) Nedir?, Nasıl Çalışır?”.Mülkiye Dergisi, 37(4), 231-235.

[5] AKSOY, Gülşah.(2017). “ODTÜ’de de mi taciz var?” ,27 Nisan 2017, Sivil Sayfalar.

[6] ALTUN, Sıla. (2023) “Kadın Ve LGBTİ’ler Için Gerçek Güvenli Alanlar, Ama Nasıl?”. Ekmek ve Gül.

[7] DEMİRBİLEK, Gözde.(2017) “YÖK, ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi’ni Durdurdu.” KAOSGL. 


Editörler: Ceren Deniz, Sude Demirel

BENZER İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sponsor

Bu platform Nish Digital tarafından desteklenmektedir.

POPÜLER İÇERİKLER