Ana SayfaKültür - SanatHayatta Her Anın Tadını Çıkarmak:Soul

Hayatta Her Anın Tadını Çıkarmak:Soul

İzlediğiniz ilk filmi hatırlıyor musunuz? Büyük ihtimalle bir animasyon filmidir diye düşünüyorum. Animasyon filmleri; birbirinden renkli konularıyla, karakterleriyle ve dünyalarıyla küçük yaşlarımızdan beri ilgimizi çekmeyi başarıyor. Ancak çoğu insan için birer çocuk filminden öteye gidemeyen bu yapıtların barındırdığı mesajlar ve konular yetişkinler için çok daha etkileyici olabilmektedir. Bunu, yıllar önce izlediğimiz animasyonları yeniden izlerken fark edebiliriz. O zaman ilgimizi çeken sahneler ve olaylar doğal olarak tekrar izlediğimiz döneme kıyasla fazlasıyla farklı. Bittikten sonra etkisinden kurtulamayıp üzerine uzun uzun düşündüğümüz çok fazla film olur. Soul bütün bu nitelikleri taşıyor olacak ki Oscar’da “En İyi Animasyon Filmi” ve “En İyi Film Müziği”, Altın Küre’de ise “En İyi Animasyon Filmi” ödüllerine layık görüldü.

Genel olarak baktığımızda Soul, yaşamdaki o “kıvılcımı” çoktan bulduğunu düşünen Joe Gardner adlı bir müzisyenin hayatının teklifini aldığı gün adımını attığı yere dikkat etmemesi sonucunda başına gelen olayları işliyor. Yaratıcıların diğer filmleri Ters Yüz, Yukarı Bak ve Coco’yu da izlediyseniz tahmin edersiniz ki basit bir kaza bambaşka boyutlara evrilebiliyor. Dünyaya kavuşmadan önce, kişiliklerin oluştuğu bir evrende kıvılcımını bulamayan, daha doğrusu bulmak istemeyen bir ruha, 22’ye, yanlışlıkla da olsa rehberlik yaparken bir şekilde kendi hayatını üçüncü bir gözden görmeye başlıyor Joe. Ancak Joe kendisini değil bambaşka bir Joe’yu izlediğini fark ediyor ve bu değişim yalnızca kendisinin değil, etkileşimde olduğu birçok insanın da dikkatini çekiyor. Verdikleri tepkilerden anlıyoruz ki önceden Joe’yu; sürekli aynı konunun üzerine konuşan, hal hatır bile sormayan biri olarak görüyorlar. Yani karşısındakini dinlemeyen, yalnızca kendi anlatacakları için sırasını bekleyen biri gibi. Zaman geçtikçe karakterimizin gözü açılıyor, dünyaya farklı bakıyor diye düşünüyoruz. Ancak Joe yine ilk fırsatta hayatının amacına koşuyor ve bu çok önemli gördüğü anda birkaç saat geçiriyor. “Peki, bundan sonra ne olacak?” diye düşünürken sorusunun cevabını bir hikâyeyle alıyor: ““Bir balık hakkında şu hikayeyi duymuştum. Genç balık yaşlı balığa gider ve der ki: “O okyanus denilen yeri bulmaya çalışıyorum.” “Okyanus mu?” der yaşlı balık, “Şu an bulunduğun yerdir.”. “Burası”, der genç balık, “ama burası su, ben okyanusu istiyorum.”

Diğer taraftan, biraz önce bahsi geçen ve yalnızca bir sayı olarak adlandırılan 22 karakteri var. Peki neden başka bir sayı değil de 22? Bir sahnede 108.210.121.415 numaralı başka bir ruh gösteriliyor. Yani büyük ihtimalle bu sayılar 1’den başlamış ve her yeni ruhta artarak sonsuza kadar devam ediyor. Bu durumda 22 uzun bir süredir “The Great Before (Önceki Dünya)” olarak adlandırılan yerde bulunuyor. Bunun nedeni ise 22’nin kıvılcımını henüz bulmamış olması. Kıvılcımlarını bulamayan ruhlara akıl hocaları rehberlik ediyor. Joe gelmeden önce Kopernik, Abraham Lincoln ve Rahibe Teresa gibi birçok isim 22’ye yardım etmeye çalışmış ama başaramamış. Başarısız olmalarının nedeni açıkça ortada: 22, dünyaya gitmek istemediği için işleri devamlı yokuşa sürüyor. Şans eseri yeni rehberi olan Joe için de sonuç kaçınılmaz gibi görünebilir. Fakat dünyaya karşı olan zıt görüşleri sayesinde Joe’yu dünyaya geri döndürecek ve 22’yi sonsuza kadar bu evrende tutacak bir fikir buluyorlar. Tabii ki işler planladıkları gibi gitmiyor. Filmin özünü oluşturan bu temel çatışma unsuru yapımcılar tarafından çok iyi biçimde işleniyor. Bahsedilen çatışma da iki karakterin kontrastı üzerinden kuruluyor. Bir yanda dünyadaki her şeyden olabildiğince uzak durmak isteyen bir karakter, diğer yanda ise yapmak istediği şeyi bulduğu için hayatı ne kadar kötü olursa olsun ona tutkuyla bağlanan başka bir karakter. 

Yaşamı bu kadar farklı ve uç noktalarda görmelerine rağmen birbirlerinden çok şey öğreniyorlar. Joe; kaygılar, başarısızlıklar ve üzüntüler yerine daha değerli olgulara gözlerini açması gerektiğini, tutkulu olduğu konuları takıntı haline getirmek yerine küçük şeylerden dahi zevk alabileceğini fark ediyor. 22 ise aslında dünyada yaşamaktan korkmadığını, tam tersine birçok insanın asla dikkat etmediği durumlarda bile o anın tadını çıkarabildiğini görüyor. Başkalarının ona hazır olmadığını, yapamayacağını ve dünyada bir amacı olması gerektiğini söylediği için yaşamdan bu denli çekindiğini fark ediyor. Filmin sonlarına doğru, Önceki Dünya’da ruhların aradığı en son parçanın hayatın kıvılcımı olmadığını, ancak dünyada yaşamaya hazır olduklarında o son parçanın tamamlandığını görüyoruz.

Aslında bakarsanız hepimiz duygularımızla beraber yaşıyoruz, sadece bunun her zaman farkında olmayabiliyoruz. Yemek yerken, sohbet ederken veya tek başımıza müzik dinlerken bile hep bir şeyler hissediyoruz. Belki 22’nin aradığını bulamama sebebi de Önceki Dünya’da hiçbir tat, his ve duygunun olmamasıydı. Yalnızca simülasyonun içindeymiş hissi uyandıran meslekler, görevler ve çeşitli aktiviteler vardı. Ancak bunlar yapılırken hiçbir kıpırtı yaratmıyor, heyecan dahi vermiyordu. Özetle 22, yanlışlıkla da olsa gerçek dünyadaki yaşamı tadabildiği ve bulunduğu anlardaki duygularını hissedebildiği için dünyadaki yaşama hazır oldu. 

Eğer meraklanıp bu animasyonu izlerseniz, en başından beri ne anlatmak istediğimi rahatlıkla anlayacaksınızdır. Belki de birçoğumuz, Joe gibi, hayattaki tutkumuzu çoktan bulduğumuzu, o parıltıyı yakaladığımızı düşünüyoruz veya 22 gibi dünyaya karşı önyargılı oluyoruz. Peki, yalnızca bu amacın peşinden koşarken ya da bazı çekincelerimiz hareket etmemizi kısıtlarken hayatın her anını yaşayabiliyor muyuz?

BENZER İÇERİKLER

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sponsor

Bu platform Nish Digital tarafından desteklenmektedir.

POPÜLER İÇERİKLER