Ana SayfaÖne ÇıkanlarYalnız Değilsin: Şiddeti Önlemek İçin Anlamak

Yalnız Değilsin: Şiddeti Önlemek İçin Anlamak

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken şiddeti önleyebilmek için şiddeti farklı yüzleri ile kavramak ve temel feminist kavramları tartışabileceğimiz alanlara katkı sunmak istiyoruz. Gülser Baldan’ın “Kaçış Bileti” yazısında bize hatırlattığı gibi: yalnız değiliz. Dayanışma hayatımızın her alanına sirayet ediyor; bazen varlığını bile fark etmiyoruz, bazen hayata dönmemizi sağlıyor. Yakın arkadaşımızın bir sözünde de ortaya çıkabiliyor, Kızılay’da, Taksim’de feminist gece yürüyüşünde sloganlarımız birbirine karışırken de. 

Biz kadınlar ve lubunyalar her yıl olduğu gibi bu yıl da 25 Kasım günü bütün öfkemizle ODTÜ’de ve Kızılay sokaklarında şiddete karşı ses çıkaracağız. Şiddetin farklı yüzlerini hatırlayarak Filistin’e uygulanan emperyalist şiddete Matematik bölümünün duvarında yazdığı gibi “Biz kadınlar barışta ısrarcıyız!” diyeceğiz. KYK’lerdeki cinsiyetçi uygulama ve kurallara ise “Ancak, yasaklarla savaşacağız!” diye ekleyeceğiz. Öyle ki, bu sene Zeren için, arkadaşımız Begüm için devletin “ihmallerinin” şiddetini haykıracağız. Ecem Seçkin’in katili, nefret cinayeti faili Mustafa Fidan’ın peşini asla bırakmayacağız. Gülistan Doku’suz girdiğimiz dördüncü 25 Kasım’da ismini unutturmayacağız, “Gülistan li ku ye?” diye hesap sormaktan asla vazgeçmeyeceğiz.

Bu inadımız en uzaklara ulaşırken en yakınımızı, kampüsümüzde ve mahallemizde yaşananları da unutmamak gerekiyor. Güvenli bir kampüste yaşamak için gösterdiğimiz kararlılık; sınıflardan yurtlara, eylem alanlarından ilişkilerimize uzanıyor. 25 Kasım’ı her günümüze yaymak, her alanımızı kadınlar ve lubunyalar için güvenli hale getirebilmek için şiddetle ilgili bazı temel kavramları, önleme ve vaka sonrasını konuşmak hayati önem arz ediyor.

Kadına yönelik şiddet türleri yaygın olarak cinsel, fiziksel, psikolojik ve ekonomik olarak kategorilendiriliyor. Kampüs ve mahallede maruz kaldığımız şiddeti anlamaya yönelik bir çerçeve çizdiğimiz için ekonomik şiddetten bahsetmek yerine diğer şiddet türlerini irdeleyeceğiz. Hetero-patriyarkal sistem içinde toplumsal rollerin cinsiyetlendirilmesi, bu cinsiyetlendirmenin hiyerarşisi (toplumsal cinsiyet eşitsizliği) ve bunun yol açtığı sömürü, kadınların ve lubunyaların maruz kaldıkları şiddete yapısal bir karakter verir. Aynı zamanda, bu yapısal karakterdeki şiddet edimlerini tanımlarken kadınların ve lubunyaların da sistem içinde şiddet pratiklerini yeniden üretebileceğinin unutulmaması gerekir. Şiddeti bireysel failler üzerinden değil, patriyarkaya içkin bir olgu olarak ele almak; bu noktada hep birlikte paylaştığımız alanlardaki şiddet yaratabilecek pratikleri gözden geçirdiğimiz, birlikte öğrendiğimiz ve dönüştüğümüz bir yaklaşıma işaret eder.*

Okuduğumuz feminist kuramlardan ve dayanışma içerisinde olduğumuz, yıllar içerisinde beraber hareket ederek feminist pratikleri öğrendiğimiz kuruluşlardan edindiğimiz bilgiler ile sizin için literatürden bazı tanımları derledik.

Rıza

Rızanın ne olduğu ve ne zaman verilebileceği cinsel ilişki ve saldırı arasındaki farkı belirlediği için rıza kavramını açıklayarak başlayacağız. Rıza ya da onay, kişinin yaşayacağı bir cinsel eylemi gerçekleştirme isteğini özgür iradesini etkileyecek herhangi bir alkol, uyuşturucu, şantaj, tehdit ve şiddet durumu olmaksızın coşkulu bir biçimde sözlü ya da fiziksel olarak ifade etmesidir. Rıza, her bir eylem için ayrıca alınmalıdır. Bir eyleme rıza vermek bir başka eyleme de verileceği anlamına gelmez. Sessizlik onay değildir, baskı altında söylenmiş ‘evet’ onay değildir, kişinin cinsel eylem esnasından belirli bir zaman önce dile getirdiği istek onay değildir. Cinsel eylemin ‘yaşandığı sırada’ onay alınmamış edimler cinsel şiddet potansiyeli taşır. Rızanın sürekliliği esastır. Belirli bir vakitte verilen coşkulu onay, başka bir zamanda yapılan aynı ya da benzer bir eylemi kapsamaz. Her seferinde tekrardan onay alınmalıdır. Bu yüzden karşılıklı gönüllü anlaşma dışında her bir yeni eylem yapılacağı zaman, bu eylemi yapan kişinin karşı tarafın coşkulu onayından emin olması gerekir. Onayın verilebilmesi için hem eylemin kapsamı hem de eylemin sonuçları hakkında bilgi sahibi olmak gereklidir. Rıza, eyleme verilen onay sonrası -eylem sırasında da olmak üzere- her zaman geri alınabilir. Yetişkin bir bireyin 18 yaşının altında birinden aldığı onay, rıza sayılamaz.

Rıza İnşası

Rıza inşası, rızası alınacak kişinin kararsızlık ya da reddetme durumlarının fiziksel zorlama dışında, sosyal ve psikolojik yöntemlerle onaya çevrilmesidir. Bu sosyal ve psikolojik yöntemler; ısrar, manipülasyon, duygusal ya da fiziksel tehditler, duygusal baskılar, kaygıyı azaltmaya ve eylemin normal olduğuna yönelik konuşmalar olabilir. Örnek olarak, onay alamamaya karşı terk etme ya da intihar düşünceleri ile cevap vermek, duygusal tehdit oluşturur. Karşı tarafın bu tehditler karşısında bahsi geçen eyleme onay vermesi rıza inşasıdır. Rıza inşasıyla verilen onay, sağlıklı bir psikolojik ve sosyal durumda verilen coşkulu bir onay olmadığından rıza değildir.

Cinsel Taciz

ODTÜ’de bulunan Cinsel Tacizi Önleme Birimi (CİTÖB) ’ne göre “Cinsel taciz, kişiyle vücut teması bulunmadan yapılan ve rızaya dayalı olmayan, cinsel içerikli söz, tavır ve diğer davranış biçimleri olarak tanımlanmaktadır.” CİTÖB, kampüste sıkça karşılaştıkları üç taciz türünden bahseder: misilleme, ısrarlı takip ve ödüllendirme vaadi. Israrlı takip Türk Ceza Kanunu’na göre de suç teşkil eder. 2022 yılında uzun zamandır verilen çeşitli feminist, kadın ve LGBTİ+ mücadelelerinin ortak bir kazanımı olarak Türk Ceza Kanunu’nda 123/A maddesiyle yerini almıştır. 

Cinsel Saldırı ve Şiddet

Cinsel saldırı, “rızaya dayalı olmayan cinsel içerikli fiziksel bir davranış yoluyla vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi” olarak tanımlanır. Cinselliğin kişiyi kontrol etmek, aşağılamak ya da cezalandırmak için şiddet aracı olarak kullanılması cinsel şiddettir. Alkollüyken rıza alınıp verilemeyeceği gibi sarhoş kişi araba kazasında davranışlarından nasıl sorumluysa cinsel içerikli fiziksel ve fiziksel olmayan davranışlarından da o derece sorumludur. Güvenli cinsel ilişkiyi riske atmak da cinsel saldırı kapsamına girer. Cinsel ilişki esnasında prezervatifi çıkarmak, kullanmamak için ısrar etmek ve prezervatife bilinçli olarak zarar vermek gibi davranışlar buna örnektir. Evli olmak ya da herhangi bir romantik ilişkilenme içinde olmak partnerimize cinsel ilişki için rıza verdiğimiz anlamına gelmez. İlişki içerisinde yaşanan cinsel şiddet, karmaşık bir dinamik içerisinde uzun süreli rıza inşasına maruz kalmış olabileceğimizden dolayı partnerimiz olmayan birinin uygulayacağı cinsel şiddete kıyasla daha az görünür olabilir.

Fiziksel Şiddet

Bedensel gücün; aşağılamak, korkutmak, tehdit etmek, zarar vermek ya da cezalandırmak amacıyla şiddet için kullanılması fiziksel şiddettir. Fiziksel şiddet, yumruk atmaktan bilek sıkmaya herhangi bir çeşit fiziksel teması içerir. Fiziksel üstünlük kullanarak korkutmak ve sindirmek; örneğin bağırmak, bir ortamdan ayrılmaya izin vermemek de bedensel güç kullanarak uygulanan şiddet biçimlerindendir. Herhangi bir ilişkilenme içerisinde bulunduğumuz partnerimiz ile tartışma/kavga sırasında partnerimiz tarafından itilmek, çevreye zarar verilerek korkutulmak, üzerimize kapı çarpılması ve eşya fırlatılması da üzerimizde fiziksel üstünlük kurulmaya çalışılmasından dolayı fiziksel şiddettir. Fiziksel şiddet de yaşanan ilişki içerisinde anlaşılması zor ve karmaşık olabilir. Fiziksel şiddet davranışları ilişki içerisinde sindirilmiş ve normalleştirilmiş olsa bile bu şiddet oldukları gerçeğini değiştirmez. Faile karşı yapılan herhangi bir hata şiddeti aklamaz, haklı çıkarmaz. Şiddet, hiçbir koşulda meşru bir cezalandırma yöntemi olarak görülemez. 

Psikolojik Şiddet

Psikolojik şiddet, diğer şiddet türlerine göre daha örtük olabilse de şiddete uğrayan bireydeki fiziksel ve psikolojik belirtiler açıkça görülebilir. Kişinin duygusal ihtiyaçlarının; onu kontrol etmek, aşağılamak, tedirgin etmek, zarar vermek ya da cezalandırmak için kullanılması psikolojik şiddeti oluşturur. Psikolojik şiddet bilişsel faaliyetlerimize etki ederek hayatımızın farklı alanlarında sosyal, mental ve fiziksel anlamda bize zarar verebilir. İlişki içerisinde uzun süre devam ettirilen psikolojik şiddetin göstergelerinden biri kendimize güvenimizin ve saygımızın yıkılmış olmasıdır. Psikolojik şiddetin farklı türleriyle ilgili daha detaylı bilgi için Ece Özbay’ın “Görünmez Şiddet: Duygusal İstismar” yazısını okuyarak yalnızlaştırma, stashing, ghosting, zombieing, breadcrumbing, cushioning, gaslighting, aşırı kıskançlık ve mobbing kavramları hakkında daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.

Fail Aklayıcılık ve Mağdur Suçlayıcılık

Mağdur suçlayıcılığın sadece haber başlıklarındaki izdüşümlerine bile değinsek sayfalarca sürebilirdi. Neyse ki ana akım medya; feminist hareket, kadın ve LGBTİ+ hareketleri sayesinde cinsel şiddet ve kadın cinayetlerinin haber dili konusunda 2000’lerin başına göre uzun bir yol katetti. Fail aklama ve mağduru suçlamanın ODTÜ içerisindeki sıkça rastlanan yansıması ise kendini faille tanışık veya yakın olan kişilerin tepkilerinde açık ediyor. Mağdur suçlayıcılık temel olarak şiddete maruz kalan kişileri şiddet için sorumlu tutmaktır. Bunun yanında davranışın şiddet olduğunun inkarını ve savunusunu da içerir. Bir beyanla ya da ifşayla karşılaştığımızda kendimize ilk sormamız gereken soru, beyanı veren kişinin güvende olup olmadığıdır. Beyan veren kişiye şüpheyle yaklaşmak ya da sorgulayıcı tavırlar sergilemek, hâlihazırda zor olan beyan verme sürecini ekstra zorlaştırabilen etkenlerdir. Eril hukuk düzeni ve şiddeti yok sayan toplumsal normlar içerisinde yaşıyor olduğumuz bir gerçek. Bu sebeple, beyan verene şüpheci yaklaşmak ve ona karşı işlenen suçu kanıtlamasını beklemek yerine failin suçsuz ise suçsuzluğunu kanıtlamasını beklememiz gerekir. Bu sistem içerisinde beyan vereni koruyabilmemizin tek yolu budur. Şiddete maruz kalan hiçbir kadın ve hiçbir lubunya bu şiddeti hak etmez. İçselleştirdiğimiz genel ahlak kurallarından dolayı bir kişinin direkt şiddeti hak ettiğini düşünmesek bile, şiddetten yeterince kaçınmadığı ve buna benzer imalarımız olabilir. Böyle durumlarda fikirlerimizi gözden geçirmemiz gerekir çünkü hepimiz biliyoruz ki fail olmadan şiddet olmaz. Bu şiddetin sorumluluğunun binde birini bile şiddete maruz kalan kişiye yükleyemeyiz. Üstelik çoğu beyan veren kişi, hâlihazırda içselleştirilmiş bir suçluluk hissiyle başa çıkmaya çalıştığı için bu yönde en ufak bir davranışınızı dahi fark edeceklerdir. Beyanları önemsememek, faillerle iletişime devam etmek, tacizi olduğundan küçük göstermeye çalışmak da fail aklamaya girer. Bütün bu mağdur suçlayıcı davranışlar, kadınları ve lubunyaları yıpratarak yaşadıkları şiddetle ilgili daha sonrasında sessiz kalmayı tercih etmelerine neden olabilir. Bunun ne kadar tehlikeli olabileceğini de hepimiz biliyoruz. Yıllardır Türkiye’de feminist hareketin “Beyan esastır.” ilkesini anlatması tesadüf değildir.

Rıza Kültürü

Şiddetten beslenen ve onu aklayan bir kültürün yerine rıza kültürünü koymak feminist yazında önerilir. Rıza kültürü; kişilerin bedensel otonomilerine ve sınırlarına saygı duymamız, karşılıklı rızayı günlük hayatımızın bir parçası haline getirmemizdir, ancak bununla da kalmaz. Arzunun rıza göstergesi olmadığını tanımak da rıza kültürüdür. Cinsel taciz ve saldırıdan bahsederken sadece faillerin bireysel hareketlerinden bahsetmediğimizi bilmek, patriyarkal sistemin uzantısı tecavüz kültürüyle her yerde mücadele etmek de rıza kültürüdür. Patriyarka, cishetero erkekleri egemen ve diğer bedenler üzerinde hak sahibi kılar, geri kalanımızın bu dinamikte iktidar devşirmesi gerekir. Romantik ve romantik olmayan ilişkilerimizi bir hakimiyet alanına dönüştürür ve böylece cinsel şiddet toplumsal olarak da türer. ODTÜ 8. Yurt öğrencileri tarafından “Geleneksel Abaza Yürüşü” adı altında yapılan tacizden, faillerin hukuk sistemi tarafından cezasız bırakılmasına kadar uzanır. Günlük hayatta kendini mağdur suçlayıcılık, body-shaming, slut-shaming ve cinsiyetçi küfürlerin kullanımı gibi yollarla ortaya çıkan bu kültürün yerine rıza temelli, sınırlara ve birbirimize saygı duyduğumuz bir kültürü inşa etmek şiddetle mücadele etmenin bir ayağıdır. Karşılıklı onayı günlük pratik haline getirmek her zaman kolay olmasa da sık tekrarlarla karşılıklı rızayı ve bunun iletişimini bir refleks haline getirmek işe yarayabilir. Mesela, başkalarına sarılmadan önce izin almak ya da çocukları öpmeden önce isteyip istemediklerini sormak bu pratiği kazanma yolunda ilk adım olabilir.

Güvenli Alan

Güvenli alan kavramı, feminist, queer ve insan hakları gibi hareketler içinde özneleri (hareketin öznelerini ya da genel olarak ezilen grupları) şiddet ve tacizden uzak tutmak için ortaya çıktı. Heather Rosenfeld ve Elsa Noterman güvenli alanı katı ve değişmez bir yapı olarak ele almaktansa “güvensiz bir dünyayla iletişime geçen, ona tepkiler gösterip ona karşı tedbirler alan, bir bilinmezlik ve değişim alanı” olarak yeniden kavramsallaştırır. Bu kavramsallaştırmayı izleyerek biz de kampüsümüzü, sınıflarımızı, topluluklarımızı cinsel, fiziksel ve psikolojik şiddeti gören, tepki gösteren ve ona karşı tedbirler alan yerlere nasıl dönüştürebileceğimizi düşünebiliriz. Kampüs ölçeğinde düşündüğümüzde Cinsel Tacizi Önleme Birimi’nin okuldaki güvenli alanın yapı taşlarından biri olduğu kesin. Bunun dışında, diğer üniversitelerde olduğu gibi ODTÜ’de feminist, kadın ve LGBTİ+ hareketini sahiplenen topluluklar ve dayanışmalar var. Şiddetin adını koymaktan şiddete maruz kalan kişinin güvenliğini sağlamaya, failin özeleştirisini almaya farklı tedbir mekanizmaları işletiyorlar. Şiddetin normalleşmemesi için tepkisiz kalınmaması da güvenli alanın özelliklerindendir. Faillerin yaptığı şeyin şiddet olduğunu kabul edip sorumluluk alması ve bu sorumlulukla kendini değiştirmesi şiddete maruz kalmış kişilerin tekrardan güvende hissetmesi için önemli olduğu kadar failin aynı şiddeti sürdürmesini engellemek için de gereklidir. Şiddet uyguladığınıza dair bir beyanla karşılaşırsanız neler yapabileceğinize dair öneriler için Özge Karlık ve Bilhan Gözcü’nün Türkçeye uyarladığı “Şiddet Uyguladığına Dair Bir Beyanla Karşılaşanlara 10 Öneri” başlıklı yazısına göz atabilirsiniz. Eğer fail sorumluluk almıyorsa, dönüşüm için çaba harcamıyorsa ve içinde bulunduğumuz alanların güvenliğini tehdit ediyorsa yaptırımlar uygulanır. CİTÖB, kendilerine ulaşan beyanları ilgili fakültelere ulaştırarak akademik yaptırım kararlarının alınması için gerekli işlemleri başlatır. 

Yazımızın sonuna gelirken; şiddete dair okuduğumuz ve paylaştığımız her şeyin kolektif feminist bilincimizi yükseltmek adına var olduğunu, bu ortak bilincin çevresinde dayanışmamızı güçlendirdiğimizi ve birbirimizle dayanıştığımız her an yalnız olmadığımızı hatırlatmak isteriz. Bu gibi yazıları okumak bazı zamanlar zor olsa da öğrendiğimiz her şey bizi sindirmek yerine güçlendirecek ve dayanışmamızı büyütmemiz adına bize destek olacaktır. Ne kadar bizi hayal kırıklığına uğratan insan, kurum ve kuruluş, hukuki sonuçlandırma olursa olsun, bizi yaşatacak asıl şey her zaman dayanışma eli uzatacak birinin varlığıdır. Dayanışmaya olan inancınızı ve yaşamaya dair umutlarınızı yitirmeyin. Bu yazının kendini yalnız hisseden bütün kadın ve lubunyalara bir mektup olarak arşivde kalmasını istiyoruz. Her neyin üstesinden gelmeye çalışıyorsanız tek başınıza mücadele etmek zorunda olmadığınızı, ulaşabileceğiniz kurum ve kişiler olduğunu hatırlamanızı isteriz. 

Yaşam olduğu sürece umut vardır.

Dayanışma ve sevgiyle kalın.


* Bu, bireylerin kendi davranışlarından sorumlu olduğunu değiştirmez. Failleri sorumlu tutmayan bir çerçeveyi değil, kadınlara ve lubunyalara şiddetin kendini yasladığı toplumsal bağlamı görmeyi öneriyoruz. Toplumsal cinsiyet bağlamında şiddet bir anomali değil ve faillik mutlak bir kötülükten gelmiyor. Bu şekilde, güvendiğimiz bir arkadaşımızın olası bir failliğini duyduğumuzda “Ben tanırım, o yapmaz.” benzeri tepkilerdense şiddete maruz kalmış kişilerle dayanışmaya başlayabiliriz.

Kaynakça

Azeri, H. (2021, Ağustos). “Mağdur” Suçlayıcılık. Feminist Bellek. https://feministbellek.org/magdur-suclayicilik/

Baldan, G. (2023, Kasım). Kaçış Bileti. Yaz Hocam. https://yazhocam.com/genel/kacis-bileti/

Karlık, Ö. & Gözcü, B. (2017, Aralık). Şiddet Uyguladığına Dair Bir Beyanla Karşılaşanlara 10 Öneri. Bianet. https://bianet.org/yazi/siddet-uyguladigina-dair-bir-beyanla-karsilasanlara-10-oneri-192613

Meşeli, P. (2021, Ocak). Rıza. Feminist Bellek. https://feministbellek.org/riza/

Mor Çatı. (n.d.). Şiddet Biçimleri. https://morcati.org.tr/siddet-bicimleri/

ODTÜ Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve Tacizi Önleme Birimi. (2017, Aralık). Cinsel Taciz ve Saldırıya İlişkin Tanım ve İlkeler. https://citob.metu.edu.tr/cinsel-taciz-ve-saldiriya-iliskin-tanimlar

Özbay, E. (2021, Kasım). Görünmez Şiddet: Duygusal İstismar. Yaz Hocam. https://yazhocam.com/one-cikanlar/gorunmez-siddetduygusal-istismar/

The Roestone Collective. (2014). Safe Space: Towards a Reconceptualization. Antipode, 46, pages 1346–1365, doi: 10.1111/anti.12089

Sivil Sayfalar. (n.d.). Rıza İnşası. https://www.sivilsayfalar.org/sozluk/riza-insasi/


Editörler: Cansu Sezen Erpolat, İlayda Karademir

BENZER İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sponsor

Bu platform Nish Digital tarafından desteklenmektedir.

POPÜLER İÇERİKLER