Ana SayfaÖne ÇıkanlarBuradayız, Ahparig!

Buradayız, Ahparig!

‘‘Bugün sessizlik ile büyük bir ses yükselteceğiz. Bugün derinliklerin ışığa yükseldiği günün başlangıcıdır. Yaşı kaç olursa olsun 17 veya 27. Katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim’’ (Dink, 2007).

Hrant Dink, takvimler 19 Ocak 2007’yi gösterdiğinde Şişli Halaskargazi Caddesi’nde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Peki Hrant Dink kimdi, neler yapmıştı ve hayatını sonlandıran suikast süreci nasıl şekillendi? Çoğumuzun sadece ismen anımsadığı veya hiç bilmediği, yakın tarihimizde bir leke gibi duran Hrant Dink suikastini inceleyeceğiz.

Hrant Dink, 15 Eylül 1954’te Malatya’da dünyaya geldi. Beş yaşında anne ve babasının ayrılması üzerine İstanbul Gedikpaşa’daki Ermeni Protestan Kilisesi’nde yatılı olarak okumaya başladı. Liseyi Üsküdar Surp Haç Tıbrevank Yatılı Okulunda okudu ve Şişli Lisesinden mezun oldu. Liseyi bitirmesinin ardından İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Zooloji eğitimi aldı. Bu sıralarda Bu sıralarda Kamp Armen (Tuzla Çocuk Kampı)’de birlikte yetiştiği Rakel Dink ile evlendi. 

1986’da Denizli 12. Piyade Alayı’na sekiz aylık kısa dönem askerlik için gittiğimde, devremdeki tüm arkadaşlarıma yemin töreninden sonra erbaş rütbesi taktılar ve bir tek beni ayırıp er olarak bıraktılar. İki çocuk sahibi koca bir adamdım, umursamamam gerekiyordu belki. Amma velâkin fena koymuştu bu ayrımcılık. Tören sonrasında herkes ailesiyle mutluluğunu paylaşırken teneke barakanın arkasında tek başıma saatlerce ağladım. Elimde tuttuğum anahtarı, ağladığım duyulmasın diye oluklu tenekeden barakaya sürtüyordum yürürken… Bir o yana, bir bu yana yürüdüm, yürüdüm ve ağladım” (Dink, 2007).

Hrant Dink, gençliğinden itibaren politik ve sosyal meselelere meraklıydı. Gençliğinde sol hareketlerin içinde yer aldı, hatta üniversitede Biyoloji alanında çalışan bir akademisyen olma hayalinden de bu yüzden vazgeçti. 12 Eylül darbesinin ardından defalarca kez gözaltına alındı ve tutuklu kaldı. 90’lı yıllara gelindiğinde bir süre günlük ve Ermenice çıkan Marmara Gazetesi’nde yazdı. 1996 yılında ise haftalık yayın yapan Agos gazetesini kurdu. Bu gazeteyi kurarak Türkiye Ermeni cemaatinin sorunlarını dile getirmek ve Ermeni tarihiyle ilgili bilgilendirici yayınlar üretmek istedi, gazetenin yayınlarında Ermeni cemaatinin dışa kapalı tutumunu eleştirdi.

Hrant Dink’i ölüme götüren süreç ise bir gazete yazısı ile başladı. Agos gazetesinin 6 Şubat 2004 tarihli sayısında, Sabiha Gökçen’in bakımevinden alınmış Ermeni bir yetim olduğunu iddia eden bir yazı Hrant Dink imzasıyla yayınlandı. Yazı, yayımlanmasından 15 gün sonra Hürriyet gazetesi tarafından sürmanşetten verildi. O ana kadar tepki çekmeyen yazı sonrasında Hrant Dink’e karşı nefret ve linç kampanyasının malzemesi oldu. Çeşitli ırkçı gruplar, ana akım medyadan gazeteciler ve yazarlar tarafından açık bir şekilde hedef alındı. Bu isimler arasında Emin Çölaşan, Orhan Kiverlioğlu gibi kendini ‘gazeteci’ olarak adlandıran kişiler de vardı. Bardağı taşıran son damla ise Genelkurmay Başkanlığının yayınladığı sert bir üslupla Hrant Dink’i direkt olarak hedef gösteren açıklama oldu. Bu açıklama Hrant Dink’i tüm ırkçı ve karanlık odakların hedefine oturttu. Bunların ardından Hrant Dink, 24 Şubat 2004’te daha önce görülmemiş bir şekilde İstanbul Valiliğine çağrıldı. 

Sizin yazdığınız bazı yazılardan, her ne kadar üslubunuza katılmasak da niyetinizin kötü olmadığını anlayabiliyoruz, ancak herkes bunu böyle anlamayabilir ve toplumun tepkisini üzerinize çekebilirsiniz” diyerek de beni kerelerce uyarıyordu. Ben ise haberi hangi niyetle yaptığımı anlatmakla yetindim. Birincisi ben gazeteciydim ve bu bir gazeteciyi heyecanlandıracak bir haberdi. İkincisi de, Ermeni sorununu hep ölenler üzerinden konuşmak yerine biraz da kalanlar ve yaşayanlar üzerinden konuşmayı denemek istiyordum. Ama görüyordum ki kalanlar üzerinden konuşmak daha zordu! Odadan ayrılacaktım ki götürdüğüm belgeleri görmek ya da almak için ısrar bile etmediklerini fark ettim. Belgeleri isteyip istemediklerini onlara ben anımsattım ve verdim. Zaten de konuşmaların içeriğinden, beni hangi amaçla oraya çağırdıkları belliydi. Haddimi bilmeliydim… Dikkatli olmalıydım… Yoksa iyi olmazdı” (Dink, 2009, 295-302).

26 Şubat 2004 tarihinde ‘Ülkü Ocakları’ adlı örgütün İstanbul Başkanı Levent Temiz önderliğinde bir grup, Agos gazetesi önünde eylem yaptı. “Ya sev, ya terk et”, “Bir gece ansızın gelebiliriz” gibi tehdit ve şiddet içeren sloganlar atan grup “Hrant Dink, bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir” diyordu. Buna benzer eylemler sene boyu devam etti. 

Öte yandan Hrant Dink’e karşı yargı tarafından da darbeler art arda gelmeye devam ediyordu. 16 Nisan 2004’te yazısının içinden bir bölüm koparılarak dava konusu edildi ve “Türklüğü aşağılama” iddiasıyla suçlandı. Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesinde 7 Ekim 2005’te görülen davanın karar duruşmasında Hrant Dink hakkında “mahkumiyet” kararı verildi, Yargıtay 9. Ceza Dairesi de bu kararı, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun itirazına rağmen 1 Mayıs 2006’da onadı. 14 Ekim 2005’te ise kendisi hakkında bu davayla ilintili olarak “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Dava ve yıldırma süreçleri bunlarla da bitmedi. 14 Temmuz 2006’da Reuters Haber Ajansına Ermeni Soykırımı hakkında verdiği bir beyanat sebebiyle bir defa daha “Türklüğü aşağılama” suçundan hakkında soruşturma başlatıldı.  

Hrant Dink, tüm dava süreçleri boyunca çeşitli gruplar tarafından yakından izlendi. Manşetlerde, köşe yazılarında ve hatta mahkeme salonlarında fiziki saldırıya dahi varacak şekilde hedef alındı. Artık çeşitli siyasi güç odakları tarafından sürdürülen bir linç kampanyasının baş aktörü olmuştu.  

 “Peşimde tekrar birileri vardı. Onları seziyordum. Ve onların Kerinçsiz ekibiyle sınırlı ve salt onlardan oluşacak denli sıradan ve görünür olmadıklarını çok iyi biliyordum” (Dink, 2009, 295-302). 

Bunları yazmıştı 12 Ocak 2007 tarihinde yazdığı köşesinde Hrant Dink. Tarih 19 Ocak’ı gösterdiğinde beklenen ve korkulan ihtimal gerçek oldu. Hrant Dink, Şişli Halaskargazi Caddesi’ndeki Agos gazetesi yazıhanesinin önünde suikaste uğradı ve hayatını kaybetti. 

Tetikçi o sırada 17 yaşında olan Ogün Samast’tı. Cinayetten 34 saat sonra Samsun otogarından Trabzon’a kaçmaya çalışırken babasının ve isimsiz bir şahsın yaptığı ihbarla yakalandı. İlk sorgusunda pişman olmadığını ve cinayeti Yasin Hayal’in talimatı ile işlediğini itiraf etti. Cinayetin diğer bir azmettiricisi ise hâlihazırda Trabzon Emniyetinde gözaltında olan ve ayrıca yakın zamana kadar “polis muhbiri” olan Erhan Tuncel’di. 

Tuncel, Yasin Hayal ile beraber bombalı terör saldırılarına karışmış bir suçluydu. Polis muhbiri olduğundan dolayı sorumlu bulunduğu olaylar için asla ifadesi alınmadı. Muhbir olduğu dönemler 15 Şubat 2006 ve 7 Nisan 2006’da Yasin Hayal ile beraber Hrant Dink’e suikast planladıklarını polise açıkladı, buna rağmen uyarıları ve verdiği istihbaratlar dikkate alınmadı ve cinayetten 3 ay önce muhbirlik statüsü sonlandırıldı. Bu durum,bazı gazeteciler ve aydınlar tarafından cinayetin gözardı edilmesi olarak yorumlandı. İhmaller bununla da bitmedi, yine Yasin Hayal gibi jandarma adına muhbirlik yapan Hayal’in eniştesi Coşkun İğci, Yasin Hayal’in Hrant Dink suikasti amacıyla kendisinden mühimmat istediğini Jandarma’ya haber verdi, burada da bilgiler dikkate alınmadı.

Ne dönemin emniyet müdürleri, ne de dönemin valisi tarafından Hrant Dink’e yönelik aktif tehditlere karşı bir reaksiyon alınmadı. Cinayetten sonra da farklı birimler, sorumluluğu birbirlerine atmayı tercih etti. Dönemin savcıları ve birtakım yazarlar olaydan ‘‘ulusalcı Ergenekon” örgütünü sorumlu tuttu. Devlet ve sivil toplum içinde yapılandığı iddia edilen yasadışı örgüt, iddiaya göre Hrant’ı resmi tarih söylemini aşan aykırı duruşu sebebiyle hedef almıştı. 15 Temmuz’dan sonra ise cinayet iddianamelere resmi kayıtlarda “Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)” olarak anılan tarikatın, yargı ayağının operasyonlarına meşruiyet kazandırmak amacıyla yapıldığı şeklinde yer aldı. Yıllar sonra ortaya çıkan videoda ise Ogün Samast’ın yakalanma anında polislerle samimi görüntülerinin olması dikkat çekti. Videoda Samast, polisler tarafından övülüp tebrik ediliyor ve Türkiye bayrağı önünde fotoğrafı çekiliyordu. Bu da soruşturma ve olayla alakalı şaibeleri daha da ayyuka çıkardı. 

Sonuç olarak, Hrant Dink, devlet ve toplum içindeki çeşitli grupların hedefi oldu ve ardından devlet içindeki çeşitli güç merkezlerinin iktidar mücadelesinde ihmaller ve kasıtlar zincirine sebep olacak bir koz olarak kullanıldı.

Kolay bir süreç değil yaşadıklarım… Ve ailece yaşadıklarımız. Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu. Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında… O noktada hep çaresiz kaldım. ‘Ölüm kalım’ dedikleri bu olsa gerek… Bütün bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce…” (Dink, 2009, 308-309).

20 Nisan 2007 tarihinde cinayet hakkında 18 kişilik ilk iddianame İstanbul Başsavcılığı tarafından açıldı. Sanıklar “suç örgütü kurmak ve yönetmek” suçundan beraat aldılar ancak “Tasarlayarak adam öldürmek” ve “Ruhsatsız silah bulundurmak” suçlamalarından hüküm giydiler. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise örgüt yönünden verilen beraat kararlarını bozdu ve mahkeme temyize taşındı. Dava 17 Eylül 2013 tarihinde tekrar görülmeye başlandı ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Yasin Hayal, “Silahlı suç örgütü kurmak ve yönetmek” suçundan 7.5 yıl, Ogün Samast, “Silahlı örgüt üyesi olmak” suçundan 2.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme süreci boyunca başta Yasin Hayal olmak üzere sanıkların Orhan Pamuk gibi tanınmış aydınlara ve sanatçılara tehditleri dikkat çekti.  

2007 ve 2008 yıllarında yargılamalar kamu tarafında da başladı. Trabzon İl Jandarma Komutanlığının 8 görevlisi hakkında ‘görevi kötüye kullanmaktan soruşturma başlatıldı. Hrant Dink ailesi ve avukatları ise İstanbul Valiliği ve Emniyeti hakkında yürütülen soruşturmanın yetersiz kaldığını savunarak davayı AİHM’e taşıdı. AİHM 14 Aralık 2010 tarihinde kesin ihlal kararı verdi. Kararda Dink’in ölüm riski taşımasına karşın yetkili makamların açık kayıtsızlığı ve ihmalkarlığı sabit bulunup süreç usul ve esas yönünden hak ihlali olarak değerlendirildi. Dink ailesi bu karara dayalı olarak 17 Ocak 2011 tarihinde devlet görevlileri hakkında tekrardan başvuruda bulundu. Yasada yapılan değişiklik sebebiyle başvuru 2014’te yenilendi ve Anayasa Mahkemesi, yetkililerin de yargılanması kararını verdi. 

Soruşturmada savcı, dönemin emniyet müdürleri ve bazı mülki amirlerinin de cinayete ortak olduğunu iddia ederek  “Görevi kötüye kullanma” “Silahlı örgüt kurmak ve yönetmek”, “Tasarlayarak kasten öldürme”, suçlarından yargılanmalarını talep etti. Dink’i üstü kapalı tehdit eden İstanbul Valiliğindeki yetkililere ise asla dokunulmadı. Anayasa Mahkemesi başvurusu ise iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçeşiyle “Kabul edilemezlik” ile sonuçlandı.

Yargılamalar, ilk günden beri karar alıcılar tarafından güncel siyasi konjonktüre bir malzeme olarak görüldü. Dava sürecinde tetikçi ve azmettirici olanlar kamuoyuna adeta bir ‘sus payı’ gibi suikastin bağlamından uzak olarak cezalandırıldı. Davanın can alıcı bürokrasi ayağında ise yargılamalar çok geç başladı ve hala hiçbir somut sonuç alınamadı. Bunun yanında tek davada en çok sayıda kamu görevlisinin yargılandığı dava olarak kayıtlara geçti (Evrensel, 2022). Tüm bu yaşananlar, suikaste giden sürecin ve ardından yaşananların salt hukuki yargılamalarla değil, aynı zamanda toplumsal diyalog ve hesaplaşmayla çözülebileceğini ortaya koydu.

 “Türkiyeliyim… Ermeni’yim… İliklerime kadar da Anadoluluyum. Bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip geleceğimi ‘Batı’ denilen o ‘hazır özgürlükler cenneti’nde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere, sülük misali yamanmayı düşünmedim. Kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu.Şu anda yaşayabildiğim ya da yaşayamadığım haklara da bedavadan konmadım, bedelini ödedim, hâlâ da ödüyorum…

Önyargı, nefret ve duyarsızlıklarımızdan sıyrıldığımız bir dünyada tekrar görüşmek üzere Ahparig

Kaynakça

Akyol, M. (2021, March 26). 14. yılında 14 soruda Hrant Dink cinayeti davası. evrensel.net. https://www.evrensel.net/haber/428920/14-yilinda-14-soruda-hrant-dink-cinayeti-davasi

bianet.org. (2008, January 18). Hrant Dink Cinayeti Kronolojisi. Retrieved May 20, 2022, from https://bianet.org/bianet/siyaset/104254-hrant-dink-cinayeti-kronolojisi

cnnturk.com. (2007, January 23). Rakel Dink’in veda konuşması. Retrieved May 17, 2022, from https://www.cnnturk.com/2007/turkiye/01/23/rakel.dinkin.veda.konusmasi/290669.0/index.html

Dink, H. (2009). Bu Köşedeki Adam. Hrant Dink Vakfı Yayınları.
Hrant Dink Vakfı. (n.d.). Hrant Dink Kimdir? Hrantdink.Org. Retrieved May 17, 2022, from https://hrantdink.org/tr/hrant-dink/3564-hrant-dink-kimdir

Editörler: Cansu Sezen Erpolat, İlayda Karademir

BENZER İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sponsor

Bu platform Nish Digital tarafından desteklenmektedir.

POPÜLER İÇERİKLER