Ana SayfaKampüsODTÜ'nün Sorunu: Bakmamak mı Görmemek mi?

ODTÜ’nün Sorunu: Bakmamak mı Görmemek mi? [Bölüm 3]

Önceki bölümlere buradan ulaşabilirsiniz: [1] [2]

Bölüm 3

Bazı şeylerin tanımını yapmak ve kimi kavramlara herkesin kabul edeceği anlamlar yüklemek neredeyse imkansızdır, özellikle bu kavramlar öznel niteliklere sahipse. “ODTÜ kültürü” ve “ODTÜ geleneği” bu kavramlardan bazılarıdır, tanımlarını kendimizce yapabilsek ve karşımızdaki bu kavramları kullandığında asıl söylemek istediğini kafamızda canlandırabilsek de tıpkı diğer kültürler ve gelenekler gibi bu kavramların anlamları kişiden kişiye değişmektedir. Bu nedenle burada bu kavramların tanımını yapmaya çalışmak hatasına düşmeyeceğim. Bunun yerine; ODTÜ kültürü ve ODTÜ geleneği hakkında birkaç yanlışı düzeltmeye, “kültür” ve “gelenek” hakkında herkesin kabul ettiği özellikleri belirtmeye ve bu kavramların ODTÜ’ye yararını anlatmaya uğraşacağım.

Friedrich Engels, gelenek hakkında “(O) büyük bir yavaşlatıcı güçtür, tarihin atıl gücüdür.” der. ODTÜ kültürü ve geleneği, her ne kadar adlarında “gelenek” ve “kültür” kelimeleri geçse de günlük hayatta kullanılan gelenek ve kültür kavramlarından hayli uzaktır. ODTÜ kültürü ve geleneği, diğer kültürlerin ve geleneklerin aksine gerici ve muhafazakar değil; özgürlükçü ve ilerici bir niteliğe sahiptir. ODTÜ bugün her kesimden insana ev sahipliği yapabiliyorsa, herkes hak mücadelesini cesurca yürütebiliyorsa, ODTÜ birçok kişi tarafından “güvenli alan” olarak anılıyorsa ve iktidarın gerici politikaları kampüse tam anlamıyla nüfuz edemiyorsa bunu ODTÜ kültürüne ve geleneğine borçluyuz.

ODTÜ kültürünün ne olduğu kadar nasıl yaşatıldığı ve gelecek nesillere nasıl aktarıldığı da üzerinde durulması gereken noktalardan. Tıpkı diğer kültürler ve gelenekler gibi insanlar arasındaki iletişim üzerinden aktarımı sağlanan ODTÜ kültürü, bugün hala ayakta olmasını öğrencilerin oluşturduğu yapılara borçlu. Örneğin ‘68 kuşağının kurduğu ÖTK’ler, inisiyatifler, kulüpler ve daha nice oluşumlar o dönemlerdeki direnişin taze kalmasını ve hem bir gelenek hem de hafıza olarak yarınlara taşınmasını sağlamıştı. Günümüzde bu görevi topluluklar üstleniyor; ‘68 kuşağından alınan mirası, okuldaki mücadele ruhunu, neyin nerede nasıl yapılacağını, nasıl yollara başvurulacağını, geçmiş tecrübeleri, öğrencilerin kazanımlarını ve yenilgilerini, ODTÜ kültürünün ince motiflerini ve birlikte hareket etme öğretisini topluluklar öğrencilere aktarıyor. Dolayısıyla ODTÜ ruhunun ve kültürünün yeni nesillere aktarılması için öğrenci topluluklarının yaşatılması, korunması ve bu değerlere sahip çıkılması gerekiyor. Öğrenci toplulukları bu görevlerini yerine getiremezse ya da bu aktarım bireylerin insafına bırakılırsa bizi şimdikinden de daha apolitik ve umursamaz bir nesil bekliyor. 

ODTÜ’deki bu gerici akım, ODTÜ kültürü ve geleneğine çeşitli nedenlerle kökten karşı olduğu için bu kültürün ve geleneğin bütün değerlerine karşı çıkmaktadır. Kampüsteki siyasi aktivitenin ve mücadele geleneğinin altını kazan birçok sayfa ve öğrenci, yemekhane eylemi gibi en temel hakkımızı savunduğumuz bir eylemde dahi rektörlüğün önüne iki otobüs gözaltı aracıyla gelen polisi yuhalayanlara tepki göstererek ve megafonun arkasında duranları hiç atılmamış sloganlar üzerinden hedef göstererek okuldaki eylemliliğe zarar vermekte ve polisin kampüste uygulayacağı her şiddetin faili olmaktadırlar. Bunun yanı sıra; birçok öğrenciyi ve örgütü yalnızca solcu olduğu için “terörist” olmakla itham ederek iktidardan hiçbir farkı olmadığını gösteren bu oluşumlar ve kişiler, öğrencileri ayrıştırmakta ve kutuplaştırmaktadırlar. Teröre görünüşte bu kadar karşı olmalarına rağmen, yazının önceki bölümlerinde bahsettiğim gibi, bir terör saldırısında kaybettiğimiz arkadaşlarımızı bile kendilerine pay çıkarmadan anamamaktadırlar. Yine bu suretle iktidarın Türkiye çapında uyguladığı politikaların ODTÜ’deki bekçiliğini yapanlar, okuldaki demokratik yapıya doğrudan zarar vermekte ve kendi distopik fantezilerini okulda yaşatmaya çalışmaktadırlar. Başta kadınlar ve siyasi örgütler olmak üzere bütün ODTÜ bileşenlerini karşısına alan ve karalama kampanyalarının hedefine koyan bu azgın azınlık, ODTÜ kültürü ve geleneğine en büyük tehdidi oluşturmaktadır. Bu gruplara ve propagandalarına karşı bir mücadele sürdürmek ve ODTÜ’yü ODTÜ yapan değerleri savunmak, okulun tekrar “güvenli alan” hâline dönmesi ve bildiğimiz ODTÜ olması için atılması gereken en önemli adımların başında gelmektedir.

İşlediğimiz konunun gerçekten bu kadar büyütülecek bir konu olmadığını, üzerine yazılar yazılacak kadar önem arz etmediğini düşünebilirsiniz; ne var ki bu konu ODTÜ için gerçekten kritik öneme sahip. Bir önceki bölümde anlatılanlar eğer sizi ikna etmeye yetmediyse günümüzdeki durumun vehametini hazırlıklar ve 1. sınıflar üzerinden açıklayabiliriz. Pandemi döneminde okula gelen 2020 ve 2021 girişlilerin birçoğu, ilk bölümde detaylı bir şekilde anlattığım gibi ODTÜ kültürünün aktarımı sekteye uğradığından ODTÜ kültürünü tam anlamıyla benimseme olanağını bulamadılar. Sosyal medyadaki sayfaların etkisinde kalan öğrenciler, okuldaki sorunları çözmeye ve bu yolda harekete geçmeye oldukça istekli olmalarına rağmen ODTÜ’deki direniş hafızasından yoksun kaldılar. Bu nedenle mücadelelerini güce ve devamlılığa sahip yöntemlerle sürdüremediler, hatta bu şekilde sürdürülecek olan eylemlere karşı yine bu sayfaların manipülasyonu sonucu olumsuz bir tutum takındılar. Ancak ODTÜ direniş hafızası, bize güçlü ve devamlı bir şekilde gerçekleşen eylemlerin ODTÜ’de çoğu zaman başarıya ulaştığını söylemektedir. Hafızamızı tazelemek ve bu eylemlere geçmişten bir örnek vermek gerekirse Çarşı’da açılan McDonald’sa karşı yapılan protestolara bakabiliriz. Serinin ilk bölümünde de hatırlattığım bu protestolar iyi örgütlenmiş; güçlü, kitlesel ve devamlı bir şekilde ilerletilmişti, 4 yıl gibi uzun bir süre devam ederek sonunda başarıya ulaşmıştı. Günümüzde, öğrencilerdeki öfke ve mücadele isteği belki en az o dönemki kadar yüksek olmasına rağmen mücadele eden bileşenler karalanıyor, öğrencilerin gözü korkutuluyor ve direniş yöntemleri reddediliyor. Bunun yerine mail çalışması gibi hiçbir net kazanımı olmayan eylem yöntemleri öğrencilere sanki başarıya ulaşacakmış gibi gösteriliyor, ses getiren eylemlere imza atan topluluklar ve örgütler “terörist” damgası yiyor ve öğrencilere “ters kelepçe” korkusu salınıyor. Kısacası; toplulukların, karşılarına çıkan engeller nedeniyle yeni nesile aktaramadığı ODTÜ kültürünün yerini bu sayfalar ve kimi gerici gruplar kendi sanal gerçeklikleriyle dolduruyor. ODTÜ’nün direniş hafızasına sahip olma şansından yoksun bırakılmış yeni nesil, bu hafızaya sahip olsa gülüp geçeceği masalları bu kanallarda görüp gerçek kabul ediyor ve ODTÜ’deki eylemlilik bu şekilde sönüyor. Böylece bu sayfalar, öğrencilerin çabasını, iyi niyetini ve öfkesini sonuç getirmeyecek eylemlerle dizginleyerek ODTÜ’nün pasifizasyonuna ve apolitikleşmesine yol açıyor. Bu da sorunlarımızın çözülmesinin zorlaşmasına ve iktidarın ODTÜ’ye iyice nüfuz etmesine sebep oluyor. 

Neyse ki tam anlamıyla kampüse dönmemizin ve toplulukların yeniden güç kazanmasının etkisiyle hazırlıklar ve 1. sınıflar ODTÜ kültürüne yaklaşıyor, içlerindeki direniş ruhu kök salıyor. ODTÜ’nün gerçeklerini ve tarihini tanıdıkça da Platon’un mağarasından çıkar gibi bu hayal dünyasından uzaklaşıyorlar.

2020 ve 2021 girişlilerin yüz yüze eğitime geçilmesinden sonra katılım gösterdiği ilk eylem olan yemekhane eyleminden bir görüntü.

Eğer hâlâ “Birkaç sosyal medya sayfasının etkisi ne kadar büyük olabilir ki?” diye düşünüyorsanız ve bunun somut olarak nelere yol açabileceğini merak ediyorsanız Hacettepe’den bir örnekle bu düşüncelerinize cevap verebilirim. Günümüzde ülkücüler gibi gerici çetelerin rahatça tur attığı ve ÖGB ile beraber öğrencilere saldırabildiği bir yer olan Hacettepe, bundan birkaç yıl öncesine kadar bugünkü durumuna nazaran çok daha demokratik bir ortama ve güçlü öğrenci topluluklarına sahip bir üniversiteydi. Üniversitenin bugünlere gelmesinde etkili olan birçok etken var ancak burada dikkatimizi çekmesi gereken şey Hacettepe içerikli sosyal medya sayfalarının bu süreçte oynadığı rol. 2015 yılında gerçekleşen faşist saldırılarla aynı dönemde kurulan bazı Hacettepe içerikli sosyal medya sayfaları, bu saldırıların ardından gerici çetelerin okula yerleşmesiyle eş zamanlı bir şekilde paylaşımlara başlayarak kısa sürede Hacettepe öğrencisinin gündemine oturdu. İlerleyen süreçte Hacettepe Şenliği’nin yapılmaması ve Öğrenci Temsilciliği seçimlerinin ertelenmesi gibi işlere imza atarak okuldaki demokratik yapıya zarar veren bu sayfalar, faaliyet gösterdikleri ilk iki yıl boyunca okuldaki diğer meselelerden uzak kaldılar, tabiri caizse “apolitik” bir tutum takındılar. Ne var ki bu sayfalar, okuldaki varlığını insanlara kabul ettirdikten ve öğrenciler tarafından itibar edilen bir konuma geldikten sonra okuldaki eylemleri bölen, çeşitli toplulukları hedef gösteren ve sayısız provokasyona imza atan gerici odaklar haline geldiler. Günümüzde bir öğrenci ağı üzerinden yönetildiğini iddia eden bu sayfalar, hala aynı karalama ve pasifizasyon politikalarını sürdürüyorlar. Tanıdık geldi değil mi?

Tabii ki buradan ODTÜ içerikli sayfaların okulumuzu Hacettepe’ye ya da Gazi’ye çevirme planları olduğu sonucunu çıkaramayız. Bu sayfalar ODTÜ hafızasını reddederek iyi niyetiyle okuldaki sorunlara kendi çözümlerini getirmeye mi çalışıyor yoksa yalnızca politik ajandalarını okulda uygulamayı mı amaçlıyor, bilemeyiz. Bu örneği vermemin sebebi bu insanları ODTÜ’yü Gazi’ye çevirmeyi istemekle veya gerici olmakla itham etmek değil, sadece “birkaç sosyal medya hesabı”nın aslında neler yapabileceğini ve bir üniversitenin dokusuna ne kadar zarar verebileceğini göstermek istedim. “Bu sayfaların amacı nedir?” sorusunu, okurun bütün bu okuduklarından sonra kendisinin cevaplaması gerekiyor.

ODTÜ içerikli sayfaların yemekhane eyleminde polis yuhalanmasını eleştirmesinden sadece birkaç gün sonra yine öğrencinin karşısına dikilen ve şiddet uygulamaktan asla çekinmeyen polis.

Bu yazı serisinde ODTÜ’deki sağ görüşün ve bu görüşün ODTÜ’de bayraktarlığını yapan oluşumların varlığı irdelenirken sağ görüşün kendisi üstünde fazla durulmamıştır, bunun nedeni sağ görüşün köklerinin Türkiye ve dünya tarihinden başlaması ve kendi başına bir sorun teşkil etmeyen doğal bir hareket olmasıdır. Bu noktaya gelirken yaşanan olayların çoğu hepimiz tarafından bilinmektedir, eğer ODTÜ tarihinde yaşanmış olayları ve Türkiye’de yaşanan olayların ODTÜ üzerindeki etkilerini daha detaylı inceleyerek bu tarihsel süreci kavramak isterseniz ODTÜ Tarihi serimize mutlaka göz atmanızı öneririm. Oluşumların, yani sayfaların, üstünde durulmasının asıl sebebi ise artık bunların bazılarının, ilk bölümde bahsettiğim, “zararlı cemiyet” haline gelmiş olmalarıdır. Bu noktada ODTÜ’de sadece sol görüşlü değil bu sayfaların bazıları gibi sağ görüşlü platformların da var olması gerektiğini ve tıpkı bazı sol partiler gibi sağ partilerin de okulda faaliyet yürütebileceğini söyleyebilir, bunu bu partilerin ve sayfaların varlığını savunmak için kullanabilirsiniz. Bu anlaşılabilir bir düşüncedir ve özgür bir ortamda olması gereken de budur. Ancak bu sayfalar, ODTÜ’de faaliyet gösteren siyasi örgütler veya öğrenci topluluklarından farklıdır, topluluklar ve örgütler katılımcı ve demokratik bir yapıya sahipken sosyal medyadaki sayfalar bu özelliğe sahip değillerdir; zira tek bir kişinin kontrolündedirler. Sağ partiler de okuldaki çoğu sağ görüşlü bireyin aksine kampüsteki geleneğe ve kültüre temelden karşı oldukları için çoğu faaliyetlerini bu yönde gerçekleştirmektedirler. Dolayısıyla “platform”dan ziyade bir kanal gibi hareket etmektedirler ve ODTÜ bileşenlerini hedef gösterme, ODTÜ kültürüne zarar verme gibi gerici aktiviteler içinde de yer almışlardır. Bahsettiğimiz sayfalar; ODTÜ’de yürütülmesi gereken mücadeleleri öğrenci topluluklarının atıllığı nedeniyle yürütememesi sonucu kendilerince üstlenmişlerdir, bunu kimileri tamamen iyi niyetle yapmışken kimi daha farklı amaçlar peşinde koşmuşlardır. Önünde sonunda bu sayfalar, kısa vadede okulda kimi kazanımlar elde etmişlerdir. Buna rağmen çoğunlukla bu kazanımları başka kazanımlar elde etmek için değil politik hedeflerini gerçekleştirme yolunda güç kazanmak için kullanmışlardır.

ODTÜ’deki öğrenci toplulukları, dayanışmalar, inisiyatifler veya siyasi örgütler tarafından temsil edilmediğinizi düşünüyor ve okulda bir platform eksikliği hissediyorsanız temsiliyetinizi ve ODTÜ’lü kimliğini bu gibi sayfalara ya da okulda hiç güç kazanamamış partilerin uzantılarına emanet ederek meşruiyet oluşturmanız ODTÜ’ye ve kültürüne sadece zarar verecektir. Eğer bütün bu okuduklarınızdan sonra bu sayfaların ve partilerin sabıkalarından ve ODTÜ ruhuna verdikleri zararlardan şikayetçi değilseniz elbette istediğiniz partiye katılıp okulda propagandasını yapmakta, istediğiniz kimselere istediğiniz yetkiyi vermekte, istediğinize inanıp istediğinizi takip etmekte özgürsünüz, bunlara kimsenin edecek bir lafı yok. Bu yazıda yazanlara hak verebilir ya da vermeyebilir, kararsız kalıp düşünebilir, ODTÜ bileşenlerini çeşitli sebeplerle daha sorunlu bulabilir veya yalnızca vicdanınızı rahatlatmak için “aynısını solcular da yapıyor” deyip geçebilirsiniz, bunu da siz okurun vicdanına bırakıyorum.

Ama unutmayın:

Yalnız ölü balıklar akıntıyı takip eder.

Editörler: Burcu Şekerzade, Cansu Sezen Erpolat, İlayda Karademir

Kaynakça

Berkin unutulmadı: Liselerde boykot, sokakta eylem. (2015, March 11). Sendika.Org. Retrieved April 6, 2022, from https://sendika.org/2015/03/liseli-ve-universiteliler-berkin-icin-eylemde-guncelleniyor-251372/

Evrensel Gazetesi. (2015, December 24). Hacettepe’de ülkücüler bu kez polis korumasında saldırdı. Evrensel.net. Retrieved April 6, 2015, from https://www.evrensel.net/haber/268294/hacettepede-ulkuculer-bu-kez-polis-korumasinda-saldirdi

BENZER İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sponsor

Bu platform Nish Digital tarafından desteklenmektedir.

POPÜLER İÇERİKLER