Ana SayfaÖne ÇıkanlarFilistin ve İsrail: Trajedinin İki Yüzü

Filistin ve İsrail: Trajedinin İki Yüzü

Bu topraklarda yaşamlarını yitiren bütün masum ruhların anısına,

“Nefret etmem insanlardan

Hiç kimseye saldırmam!

Ama aç kalınca

Toprağımı gasbedeni çiğ çiğ yerim!

Kolla kendini, kork benim açlığımdan”

 Mahmud Derviş

Mısırlı bir generalin, Yom Kippur savaşında kendilerini nasıl yendiklerini soran İsrailli barış aktivistine “Bizi anlamak istiyorsanız haberleri değil, şiirimizi okuyun” cevabını verdiği rivayet edilir. Filistin’in direniş şairi Mahmut Derviş’in yukarıdaki dizeleri, günümüz konjonktürünü anlayabilmek için oldukça önemlidir; zira köşeye sıkışmış çaresiz bir fare karşısında dikilen piyade tüfekli kediye sonunu düşünmeden saldırabilir. Lakin hiçbir madalyonun yalnızca tek bir yüzü yoktur. Neticede yıllardır sistematik olarak ayrımcılığa maruz kalan, en temel haklarından mahrum bırakılan, adeta bir açık hava hapishanesine tıkılan, toprakları yerleşimciler tarafından düzenli olarak işgal edilen Filistin halkının da doğumlarından itibaren sistem tarafından sistematik olarak manipüle edilen, 7 Ekim’den beri 24 saat boyunca hükümet tarafından bütün televizyon kanallarında kaçırılan İsrailli çocukların ve yok edilen ailelerin hayat hikayelerinin belgeselleştirilerek izletildiği İsrail halkının da birbirlerine karşı nefretle dolmamalarını beklemek oldukça romantik olurdu.

Fotoğraf: Ammar Suleiman
Kolaj: Uğur Gallenkuş
Fotoğraf: Ammar Suleiman
Kolaj: Uğur Gallenkuş

Devam eden süreç, çok farklı bakış açılarından, tarihi süreçler, bölgesel aktörler ve olayları bugüne getiren sayısız faktör hesaba katılarak çokça kez analiz edildi; üzerine yazıldı, çizildi, konuşuldu. Belki İran Devrim Muhafızları, İran’ın bölgede yalnızlaşmasının bir sonucu olarak Hamas’ı fonlayarak olayların fitilini ateşlemiştir. Belki de İsrail İstihbaratı, Kuzey Gazze’de hakimiyet kurmak ve kendi 11 Eylül’ünü yaratmak için bilinçli olarak Hamas’ın ilk dalga saldırılarına giden süreci görmezden gelmiştir ya da aşırı sağcı Netenyahu hükümetinin 14 yıldır yozlaştırdığı devlet kurumlarının yeteneksizliği yol açmıştır bütün bu yaşananlara. Hamas’ın sivil popülasyonu gözetmeksizin İsrail’i füze yağmuruna tuttuğu 7 Ekim günü, Filistin halkına tarihin gördüğü en büyük ihanetlerden biri olarak da yorumlanabilir; zira bu ölçekte bir saldırının, İsrail’in Gazze Şeridi’ne gözü dönmüş bir halde kontrolsüzce misilleme yapmasıyla sonuçlanacağını tahmin edebilmek için Uluslarası İlişkiler alanında yetkin biri olmaya gerek yoktur. Komplo teorisyenliği dünyanın en eğlenceli işlerinden biri de olsa, bölgenin üzerinde henüz top namlularının dumanı tüterken ve düşen füzelerin alevleri sönmemişken, uzun lafın kısası henüz sis perdesi dağılmamışken realpolitik bir perspektiften bütün bunları yorumlamaya çalışmak sonuçsuz kalabilir ve hatta çok daha önemli bir konunun gözden kaçmasına yol açabilir. Asıl konuşulması gereken konunun bölgede tepişen filler değil, ezilen halklar olması gerektiğine inanıyorum. Yahudi veya Müslüman, Hristiyan veya Zerdüşt; dili, dini ya da teninin rengi fark etmeksizin her insanın yaşam hakkı eşit derecede önemli ve değerlidir. Ana akım veya alternatif fark etmeksizin çoğu medya aracının, çatışmanın bir tarafının ajitasyonunu yapıp diğer tarafı kör şeytan olarak resmettiği bu genel çerçeve en hafif tabirle hipokrit olmaktan öteye gidemez. Hamas da Netenyahu hükümeti de kendi veya bölgedeki diğer aktörlerin çıkarlarını, ulusu fark etmeksizin masum insanların can güvenliğinden daha öne koyan savaş suçlularıdır. İsrail’in Gazze’de hastane bombalayıp koca bir bölgenin en temel insani ihtiyaçlarına blokaj koymasının da Hamas’ın sivilleri kaçırıp sivil altyapıları ve şehirleri spontane bir şekilde bombalamasının da aklanabilir hiçbir yönü yoktur; zira iki tarafın da masum insanların kanını dökmeye başladığı bir noktada haklı-haksız ayrımına girmek boş, dahası canice bir çaba olmaktan öteye gidemeyecek

Ve unutmayın ki sayılar, acıları istatistiklere çevirir; trajedilerin vehametini sembollerin ardına gizlerler. Tek bir ölüm, dünya savaşı çıkartacak veya ülkelerde devrimlere yol açabilecek kadar kuvvetliyken binlercesi insanların bakıp saniyeler sonra unuttuğu birkaç basamaktan ibaret olmaktan öteye gidemeyebilir. Bu, sayısı her geçen saniye artan binlerin trajedisini azaltmadığı gibi her birinin ardında bıraktığı parçalanmış binlerce aileyi, yüz binlerce hayali ve ideali, solup giden o binlerce masum ruhu unutturmamalıdır. Boris Vian’ın ölümsüz şarkısı Le déserteur’da haykırdığı gibi,

             doğduğumdan beri

             gördüm babamın öldüğünü

             kardeşlerimin savaşa gittiğini

             ve çocuklarımın ağladığını…

             annem çok acı çekti

             şimdi mezarında

             vız geliyor artık bombalar ona

             vız geliyor dizeler de.  


Editörler: Ceren Deniz, Elif Gülare Çakır, Sude Demirel

BENZER İÇERİKLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Sponsor

Bu platform Nish Digital tarafından desteklenmektedir.

POPÜLER İÇERİKLER